Skip to content
TrackPodcasts
fictionSep 10, 202632:44

50. Sherlock Holmes - Üç Garrideb

Sherlock Holmes

About this episode

No show notes were published with this episode.

Get every episode summarized

Each time Sherlock Holmes publishes, we email you a written briefing from the transcript — the topics, who appeared, and any specific claims, with the ad reads skipped.

Email me new episodes

Free for 3 shows. No card needed.

Hosts & guests

Transcript ready

840 searchable segments. Every word is indexed and playable.

50. Sherlock Holmes - Üç Garrideb

Sherlock Holmes

0:00
32:44

Full transcript

Sherlock Holmes50. Sherlock Holmes - Üç Garrideb. Machine-transcribed; use the interactive transcript above to jump the player to any line.

Sar Artur Konan Doyul, Şarlık Hormuz, 3 Garidep. Bu hikayeyi bir komedi olarak da görebilirsiniz, terece de olarak da. Sonunda bir adam aklını itirdi. Ben Kahn döktüm, başka bir adamda Kahnun'un hışmını uğradı. Aslında işin içinde biraz komedi yokta değil galiba. Neyse, buna siz karar verirsiniz. Tarihi çok iyi hatırlıyorum, çünkü Hormuz'un hizmetlerinden dolayı sunulan şovalleri günvandığını reddettiği zamanlarla aynı döneme denk gelmişti. Bu meseleyi de, belki başka bir zaman anlatırım, şimdilik öylesine bir deynip geçmek zorundayım. Zira bir ortak ve sırdaş olarak, gereksiz bir boş bazlık yapmamaya özellikle dikkat etmek zorundayım. Neyse, bunun asıl hikayemizin tarihini hatırlamamaya yardımcı olduğunu tekrar etmekle yetineyim. 1902 yılının Haziran ayının sonlarıydı. Güne Afrika'deki savaşın bitimine yakındı. Hormuz arasıra yaptığı gibi birkaç gündür yataktan çıkmazken,

bir sabah elinde koca mankeğıtlarla ve keskin gözlerinde keyifli bir pırıltı ile karşıma çıktı. Bu işten hep hep arak azanabilirsin vatsın, dedi. Garide pismini hiç duyduğun mu? Duymamıştım. Elini hangi garide peatarsan at tuttuğun altın oluyor? Nedenmiş? Ah, orası uzun hikaye işte. Hem de acayip bir mesele. İnsanın karmaşık doğasına dair yaptığımız hiçbir keşifte bunun kadar tuhaf bir şeye rastlamamışızdır herhalde. Adamı çapra sorgü için buraya çağırdım. O gelene kadar başka bir şey konuşmaya gerek yok. Ama bu arada bir düşün bakalım, sen bir şeyler bulabilecek misin? Yanımdaki seypağda duran telefon replerini uzanıp, biraz da umutsuzca sayfaları karıştırmaya başladım. Ama aradığım ismi bulmuştum işte. Bir zafer çığlı attım. İşte burada Holmes, burada yazıyor. Holmes repere elimden kaptı. Garidep ne diye okumaya başladı. Little Rydersoca, No 136, W.

Seni hayal kırıklığını uğratmak istemem ama bu adımın kendisi zaten sevgili vatsın. Mectubunda da bu adres var. Bizim aradığımız sabi başkası. Bayan Hütsün, üstünde bir kart vizit olan bir tepsiyle çıkak gelmişti. Hemen alıp kart vizite bir göz attım. Burada da yazıyor, diyatıldım hayretli. Ama isim farklıymış. John Garidep, Hukuk Müşaveri, Morville Kansaz, ABD. Holmes, kart vizite bakarken gülümse de. Biraz daha düşünmen gerekiyor vatsın, dedi sonra. Onu bu sabah görmeyi beklemiyor olsam da, bu beyefendi hikayenin zaten içinde. Neyse, en azından asıl kahramanla ilgili bir şeyler öğrenebiliriz herhalde. Çok geçmeden adam içeri girmişti bile. Hukuk Müşaveri, Bay John Garidep, Kısa Boylu, Görübüz, Yoarlak, Temiz ve Traşli yüzüyle Amerikalı meslektaşlarından bir farkı olmayan bir adamdı. İlk bakışta, yüzündeki kocaman gülümsemesiyle birlikte çok genç bir adam izlenimi veriyordu. Ama gözleri insana isir ediyordu.

Bir insanın gözleri, yoğun iç dünyasını bu kadarmayan satır, bu kadar mı parlak, atik ve dikkatli olurdu. Aksan, Amerika'na aksan olsa da sözleri gayet açık ve anlaşılırdı. Bay Holmes diye söz e girdi. Bir bana bir dostuma bakarak. Ah tabii, hiç resimlerinizdeki gibi durmuyorsunuz bayım. Bir arkadaşımdan, Bay Nathan Garidepten bir mektup aldığınızda tahmin ediyorum. Öyle değil mi? Oturun Lütfen, dedi Şarlok Holmes. Konuşacak çok şey var. Sehpa'da duran kağıtları kocağına aldı. Siz, bu belgede sözü geçen, Bay John Garidept oluyorsunuz sanırım. Bir süredir, İngiltere'deydiniz herhalde. Neden öyle söylediniz Bay Holmes? O heyecanlı gözlerde, aynı bir şüpe bulutu görür gibi olmuştum. Kıyafetleriniz İngiliz dişi de ondan. Bay Garidept hafifçe güldü. Numaralarınız hakkında çok şey yokudum. Ama bir gün benim de malzeme olacağıma aklıma gelmezdi. İnanın. Bunun nereden anladınız?

Paltonuz'un omuz kesimi, çizmelerinizin uçları, kim olsa anlardı? Şey, o kadar da İngiliz durduğumu düşünmüyordun. İş için buraya geleli epi bir zaman oldu. Ve sizin dediğiniz gibi, kıyafetlerim tamamen Londra'dan. Ancak sizin vaktiniz değerli olsa gerek. Buraya elbiselerimden konuşmaya gelmedim. Şu elinde tuttunuz belgeyle başlamaya ne dersiniz? Holmes ne yaptıysa konuğumuzu epi bir şaşırtmış olacak ki, hem baştan odamıza gelen o gürbüz çocuktan eser kalmamıştı. Sabredin, biraz sabredin Bay Garidept dedi dostum. Teski ne dediği bir ses tonuyla. İsterseniz, doktor vatsına sorun. Bu küçük eğlencelerim bazen meselelere ışık tutabiliyor. Peki ama Bay Natingar'i de hep neden sizinle gelmedi? Ta en başından neden size bu işe soktuk zaten dedi konuğumuz ani bir öfkeyle. Sizin onunla ne işiniz olabilir yani? İki adamın arasında tamamen profesyonel bir iş meselesi doğacak ama biri gidip dedektif tutacak. Olacak işmişimde bu. Onunla bu sabah görüştüm.

Benim üzerim oynadığı oyunu anlattı. Zaten ben de bunun için geldim buraya. Bu iş hiç hoşuma gitmiyor. Meselenin sizinle bilgisi yok Bay Garidept. Kendisi anladığım kadarıyla ikiniz için de hayatı önemsiz bir konuda tavsiye mebaşfurdu o kadar. Bilgi toplamakta ne kadar başarılı olduğumu bildiği için bundan daha doğal bir şey olamaz. Konuğumuzun yüzündeki kara bulutlar yavaş yavaş dalılmaya başlamıştı. ''O zaman işte işir'' diye karşılık verdi. ''Onu bu sabah görmeye gittiğimde bir dedektif tuttuğunu söyledi. Ben de adresini zöyrenip hemen buraya geldim. Polisim böyle özel bir meseleye bulaşmasını istemiyorum. Ama adamı bulmamızı yardımcı olacaksanız bir sakınca su yok. ''Şimdi de böyle görünüyor.'' dedi Holmes. Hazır buradayken hikayeyi bir de sizin ağzınızdan dinleyelim. Böylece arkadaşın vatsında bilgilenmiş olur. Bay Garidept benden yana pek dostan olmayan bir bakış attı. ''Onun da bilmesine gerek var mı?'' diye sordu. Genelde birlikte çalışırız. ''O halde sır olarak saklanacak bir durum yok.

Gerçekleri elimden geldiğince kısa bir şekilde aktarmaya çalışacağım.'' Kansaslı olsaydınız, Alexander Hamilton Garidept'in kim olduğunu anlatmama gerek kalmazdı. Bu beyefendi parayı önce emlak işinden kazanmış. Chicago'daki zahire borçasında servetine servet katmış. Sonra da bütün parası ile Arkansas Nehri ve Fort Doğu çarasında öyle büyük araziler satın almış ki toplasanız sizin ilçelerinizden biri kadar eder. Bunlar otlak arazileri, ormanlı araziler, ekilebilir alanlar, maden yatakları kısacası sahibini bir sürü para kazanıracak türden topraklar. Uzak yakın hiçbir akrabası yok. Varsa da ben bilmiyorum. Ama adam neden seh alışılmadık soyadıyla her zaman gurur duyarmış. Bizi bir araya getiren de bu oldu zaten. Ben topekada hukuk işleriyle ilgilenirken bir gün ihtiyar bir adam ziyaretime geldi. Kendi soyağını taşıyan bir başkası daha olduğunu öğrendiğinde nasıl keyiflenmiş anlatamam. Meğerse bunu kendine hobiye edinmiş. Dünyada ne kadar garidep varsa bulmaya ant içmiş.

Bana bir tane daha bul, dedi görüşmemiz sırasında. Ben sonra meşgul bir adam olduğumu hayatımı garidep peşinde koşarak harcamayacağımı belirttim. Olabilir diye karşılık verdi o da. Ama her şey planladığım gibi giderse tekişin bu olacak. Diye de ekledi. Ben önce şaka yapıyorsam, ama hiç de öyle olmadığını çok geçmeden anladım. Konuşmamızın üzerinden bir yıl kadar geçmiştik ki öldü ve arkasında bir devasiyet bıraktı. Bu kansa seyalitinde görülmüş en tuhaf vasiye etti. Bütün mal varlığını 3'e bölmüştü. 2 garidep daha bulursam mirası paylaşabiliyor. Bu da adam başı 5 milyon dolar ediyor. Ama üçümüz bir araya gelmeden tek bir kuruşa bile dokunamıyoruz. Bu öyle büyük bir fırsattık ki işi gücü bırakıp garidep aramaya koyuldum. Birleşik devletlerde bir garidep daha yok. Bütün zamanımı bu araştırmaya ayırdığım için gönül rahatlayıya söyleyebilirim bunu. Sonra bir de eski katayı denemeye karar verdim. Londra telefon listesinde adını bulmak hiç de zor olmadayılbette.

2 gün önce kendisini ulaşıp meseleyi anlattım. Ama onun da benim gibi fazla akrabası yok. Olanların hepsi de kadın. Oysaki vasiyette 3 yedişkin erkek diyor. Gördüğünüz üzere hala bir kişiyeksik. Bize yardım ederseniz karşılığını fazlasıyla vermeye hazırız. ''Eye vatsın'' dedi Holmes gülümseyerek. ''Hacayip olduğunu söylemiştim değil mi? Ben olsam gazetelerin özel ilanlar kısmına yazardım. Onu yaptım zaten Bay Holmes. Kimseden ses çıkmadı.'' Baycanına kesinlikle çok tuhaf bir mesele bu. ''Zamanım olursa bir eğlatarım. Bu arada topekadan geldiğinizde söylemiştiniz değil mi? Orada bir tanıdığımız vardı. Ama öldü. Doktor Lissandır Sıtar. 1890'da belediye başkanıydı. ''Emekter Doktor Sıtar mı?'' dedi konuğumuz heyecanlı. ''Onu hala saygıyla anarız. Pekhala Bay Holmes. Şimdilik yapabileceğimiz tek şey, sizi gelişmelerden haberdar etmek olursanırım. Birkaç gün içinde yeniden temasa geçeriz diye tahmin ediyorum.'' ''Amerikalık onu umuz. Bunları söyledikten sonra saygıyla eğilip çıktı.''

Holmes, yüzünde alışılmadık bir gülümsemeyle oturup bir sürepiposunu işti. ''Ee'' diye sordum nihayet dayanamayıp. ''Şaşkınlık için deyim batsın. Sadece şaşkınlık için deyim.'' ''Neden?'' Holmes Piposunu eğilini aldı. ''Şaşkınlık için deyim çünkü bu adamın neden karşımıza bu deli saçması hikaye ile geldiğini bilmiyorum.'' ''Hatta abunu az daha kendisine soracaktım.'' ''Bilirsin. Bazen dost doğru tarifece geçmek en iyi yöntemdir.'' ''Ama sonra bizi kandırdığını sanmasının daha iyi olacağına karar verdim.'' İngilizmalı paltusunun dirsekleri aşınmış. Pantolonunun dizleri neredeyse bir yıldır giyilmekten potlaşmış bir adam karşımıza çıkıp elindeki bu belgelerle ve kendi ağzından hikayesiyle Londra'ya son zamanlarda gelmiş bir Amerikalı olduğunu iddia ediyor. Özel ilanlarda da onun ki ne rastlamadım. Onları nasıl takip ettiğimi bilirsin. Avımı oradan bulduğum çok olmuştur ve bunun gibi bir tavus kuşu gözümden kaçmış olamaz. Ayrıca topekalı Doktor Lisan'dırsı tar diye birini hiç tanımadım.

Yani hikayesinin neresinden tutsan elinde kalıyor. Bence adam gerçekten de Amerikalı ama yıllardır Londra'da olduğu için aksan hiç kulaktırmalamıyor. Nasıl bir oyun oynuyor acaba? Sözde gari deparaya işinin gerçek nedeni ne olabilir? Adam namus suzun tekide olsa Haldukça karmaşık ve zeka dolu bir yöndem seçtiğini kabul etmek lazım. Ama önce diğer balantımızın da sahte olup olmadığını öğrenmemiz gerekiyor. Şuna bir ara bakalım mı atsın? Telefonu cılığı citrek bir ses açmıştı. Evet evet, bineytin gari de benim. Bihonu sorda mı? Bihonu size görüşmeyi çok istiyorum. Dostum ahizeyi elimden alıp adamla konuşmaya başladı. Evet kendisi buradaydı. Anladığım kadarıyla unutanımıyorsunuz. Ne kadar oldu? Sadeceki gün mü? Evet evet tabii. Çok ilginç bir mesele. Bu akşam evinizde olacak mısınız? Herhalde yanınızda arkadaşınız olmaz. Çok güzel geliriz o halde. O olmazsa çok daha iyi olur tabii. Doktor vatsın da benimle olacak. Fazla dışarı çıkmadan hızı mektubunuzdan alladım.

Altı gibi geliriz o zaman. Ama bunu Amerikalı Avukata söylemeyin. Çok güzel. Hoşça kalın. Bahardan kalma. Hoş bir akşam vaaktiydi. Ve et var yolunun küçük uzantalarından biri olan kasvetli litıl rider sokağı bile vatan güneşin altın sarısı ışınları ile güzelleşmişti. Gittiğimiz adresde büyükçe, eski moda herken George Tarz'ı dümdü stuğulacepesinde giriş katdaki iki büyük pencereden başka girinti olmayan bir evle karşılaşmıştık. Müşterimiz de bu giriş katta oturuyordu. Ve vaktinin çoğunu yere kadar inen salon penceresinin önünde geçiriyor olmalıydı. Önünden geçerken, Holmes Üstünde Otuhaf İsmim yer aldığı pirinç püleketi gösterdi. Epedir burada asılı duruyor herhalde vatsın. Dedi boyaları silinmeye yüz tutmuş yazıyı işarete dederek. Demek oluyor ki, adamın gerçek isme bu. Evin girişinde ortak bir merdiven ve Haldede bazıları biroları, bazıları özel daireleri gösteren isim tabelaları asılaydı.

Burası mesken olarak değil, daha çok bohem bekerlerin uğra geri olarak kullanılıyor. Müşterimiz kapıyı kendi açarken, hizmetçi kadının saat dört depay dosettiğini belirterek özür diledi. Payneet'in garidep, oldukça uzun boylu, sırtı kamburlaşmaya başlamış, zayıf, kell, altmışlı yaşlarında bir adamdı. Ceset gibi ben beyaz yüzü ve solukteni, eksersiz yapmaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyordu. Büyük yuvarlak gözlükleri ve sivri keçi sakalı hep öne doğru iyi ik duruşuyla birleşerek adama meraklı bir havak atıyordu. Ama genel olarak tuhafdan çok sevimli bir duruşu vardı. Evde sahibi gibi idahasında, içerisi küçük bir müzeye anlırıyordu. Geniş ve derin alana yerleştirilmiş dolapların ve vitrenlerin için geolojik ve anatomik numunelerle doluydu. Girişin iki yanındaki sandıklarda, kelepek ve güvetürleri sergilenmişti. Üstü bir sürü ıvırzıverla dolu olan ortadaki büyük masa da en çok dikkati çeken güçlü bir mikroskopun uzun metalik vizör tüpüydu.

Etrafa bir göz gezdirdeyim de adamın ilgi alanlarının genişliğine hayret ettim. Bir köşede bir sandık dolusu eski para duruyordu. Başka bir köşede çakmaklaşından el aletleri. Ortadaki masanın hemen arkasında fosil kemiklerinin dizildiği büyük bir dolap. Duvarın üstek alan kısmına ise altlarına neandartel, Hydalberg, Chromagnon gibi isimler yazılı altçıdan kafatası kalıpları dizelmişti. Pek çok konuda merakı olan biri olduğu açıktı. Önümüzde durduğunda elinde bir parça daha geçisi derisi eski bir sikkeyi ovup parlatmaklamış kuldu bir yandan. Serakusaya aitir, en iyi dönemidir. Diya açıklamaya girişti parayı bize göstererek. Gerçi son dönemlerine doğru epi bir yoğzlaşmışlar. Ama ben yine de iskenderiye koline tercih ederim. Oralarda bir yerde bir sandali olacak de buy homes. İzin verilseniz ben bir yandan da bu kemikleri silicem. Ve siz de, bayım, bir almalısınız. Rijayetsem şu Japonhozusunu biraz kenara çekebilir misiniz?

Gördüğünüz gibi, etrafım hayatımın küçük meraklarıyla dolu. Doktorum hiç dışarı çıkmadığım için beni azarlayıp duruyor ama, beni buraya bağlayan bunca şey varken, neden çıkayım ki? İnanın şu dolaplardan birini bile doğruduz gün tasnif etmeye kalksam en azından üç ayımı alır. Hormuz merak da etrafı inceliyordu. Peki ama hiç mi dışarı çıkmasınız? diye sordu sonunda. Arasra Sotebi ise ya da Chris ise giderim. Onun arıcında evden çok nadir ayrılıyorum dur. Saten gücüm sağlığım pek yerinde değil. Bir de araştırmalarım çok zamanımı alıyor. Ama Bayhorns benzer siz talihimle ilgili aradığım bu yeni haberin beni nasıl şaşırttığını, nasıl hoş ve ürkütücü bir sürpriz olduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Meseli halletmek için bir garidep daha ihtiyacımız var. Ve ben onu da bulabileceğimi zeynanıyorum. Bir erkek kardeşim vardı ama öldü. Kadın akrabalarda sayılmıyormuş. Ben yine de dünya üzerinde başkaları da olduğuna iminim. Böyle tuhaf vakalarla ilgilendiğiniz duydum için size yönlendirdim. Elbette Amerika'lı beyefendi de haklı önce ona haber vermeliydim ama

benim kötü biniyetim yoktu. Bence de kötü biniyetiniz yok. dedi Horns. Peki ama Amerika'da arazeleriniz olacak da ne olacak? Haklısınız. Bu koleksiyonumu bırakıp hiç bir yere gidemem. Ama bu beyefendi, vasiyet tamamlandıktan sonra benim payımı ödeyebileceğini söyledi. Zikrettiği rakam 5 milyon dolar. Bayhorns. Şu ampiyasada tam da koleksiyonumu tamamlayabilecek parçalar var ama ben hala paramı denkleştirmeye çalışıyorum. 5 milyon dolarla neler yapabilirim bir düşünün. Kendi çığımın Hans Sole'ini bile olabilirim. Büyük gözüklere'nin ardındaki gözleri ışıldı. Anlaşılan bayneetin garide bir adaşını bulana kadar rahat edemeyecekti. Ben öyle sene bir uğrayıp sizinle tanışmaya geldim. İşinize engell olmak istemem. dedi Horns. Birlikte çalıştığım insanları yakından görmeyi tercih ederim. Gönlerdiğiniz mektup gayet açıktı ve şu Amerikalı Beyfendi sayesinde bazı boşlukları doldurabildim. Ama hala sormak istediğim bazı sorular var. Anladığım kadarıyla bu haftaya kadar kendisinin varlığından haberiniz yoktu.

Doğru ilk kez salı tanıştık. Size bu gücük görüşmemizden söz etti mi? Evet, dost doğru bana geldi. Çok sinirlenmiş. Neden sinirlenmiş acaba? Bunu fasiyet meselesi haline getirmiş gibiydi. Ama geri döndüğünde keyfi yerine gelmişti. Herhangi bir strateji belirlediniz mi? Hayır, okunulara girmedik. Sizden para istedim mi? Hayır, bayım hiç istemedi. Sizce başka bir amacı olabilir mi? Söylediğinden başka bir amacı olduğunu sanmıyorum. Ona telefonlarinde vulaştığımızdan bahsettiğiniz mi? Evet, bayım, ona da söyledim. Holms düşünceler et aldı. Kafasının karıştırını görebiliyordum. Koleksiyonunuzda çok değerli parçalar var mıdır? Hayır, beyefendi ben zengin biri değil. İyi bir koleksiyonun var ama çok değerli değildir. Hırsızlardan korkmuyor musunuz? Hiç korkmam. Ne kadar zamandır buradasınız? Beş yıl olmuştur. Holms'ün sorgu suali, kapının ısrarla çalınması ile kesildi.

Müşterimizin kapıyı açması ile birlikte, Amerika lavukatın heyecanlı içeride alması biri oldu. Demek buradasınız, diatıldı adam. Elindeki bir kayağı da havada sallayarak. Sizi bir an önce yakalayayım dedim. Gayneyt'ın garidep tebrikler artık zengin bir adamsanız, mesele allı olmuştur. Size gelince, buy Holms, gereksiz yere başını zahırttıysak özür dileriz. Adam elindeki kayağı da müşterimizi uzattı. Holms'le ben de uzanıp omzunun üzerinden okuduk. Şöyle yazıyordu. Havert garidep, tarım makineleri üreticisi, biçer de verler, buharlı ve mekanik tarım aletleri, bulluklar, dergiler, tırmıklar, el arabaları, atarabaları ve her türlü alete devamat. Arteziyen kuyulara açımında da yardımcı olunur. Başvuradresi, Kursu ve Norbinaları, Ashton. Harika, dedi ev sahibimiz heyecanla. Böylece üçüncü adamımızı da bulmuş oluyoruz. 1.000 gam daha araştırma yapıyordum. Dedi Amerikalı. Oradaki bağlantılarımdan biri, gerel bir gazete çıkan bu ilanı göndermiş bana. Bir an önce hareketi geçip işi bitirmemiz gerekiyor.

Bu adama bir mektup yazıp, yarın öleden sonra saat 4'e görüşmek istediğimizde bildirdim. Benim de gelmemiz ister misiniz? Siz ne dersiniz Bayhorms? Sizce de bu mantıklı değil mi? Ben, cebinde müthiş bir hikaye ile dolaşan, gezgin bir Amerikalıdan başka bir şey değilim sonuçta. Ona söyleyeceklerime neden enansın ki, oysasiz, saygın bir İngiliz olduğunuz için sizin sözünüzü dinleyecektir. Aslında ben de gelirdi ama, yarın çok işim olduğu için size katılamayacağım. Tabii bir sorun çıkacak olursa, bana her an ulaşabilirsiniz. Şey, ben yıllardır böyle bir yolculuk yapmadım ama, bunu da bir şey yok ki Bayhgaridep, ben her şeyi ayarladım. 12'de yola çıkarsanız, 2 de orada olursunuz. Sonra aynı gece geri dönebilirsiniz. Tek yapmanız gereken, adamla görüşmek, meseleyi anlatmak ve kendisinden yeminli bir ifade almak. Tanra aşkına, diye ekledi heyecanlı. Ben Amerikan'ın göbeğinden buraya onci yolu tepip gelmişim. Siz 150 kilometre gitmişsiniz çok mu? Kesinlikle, dedi Holmes. Bence de Bayhıfendi çok haklı.

Bayhneetin gari dep, günüssüz yoğumuz silki praze oldu. Madem israr ediyorsunuz, giderim ben de, dedi. Hayatım akattığınız bu umut aşığından sonra sizi reddetmem çok zor. O halde sorun yok, dedi Holmes. Gelişmelerden beni de haberdar edersiniz artık. Siz merak etmeyin, dedi Amerikalı. Neyse, diye ekledi sonra satina bakarak, benim şimdi gitmem gerekiyor. Bayhneetin, yarın sizi arar, bilgilerim. Siz de geliyor musunuz Bayh Holmes? Ha, öyle mi? O halde size de iyi günler, yarın akşam iyi haberlerimizi bekleyin. Amerikalı gittikten sonra, dostumun yüzündeki o düşünceli haldan eser kalmadığını fark ettim. Koleksiyonunuzu daha yakından incelemek isterdim Bayhıgaridep, dedi Holmes. Benim ki gibi bir meslekte her türlü bilgi işe yarar, ve sizin eviniz bunun için tam bir maden. Müşterimiz, zevkten dört göşe olmuş, gözleri parlamıştı. Sizin ne kadar zeki bir insan olduğunuzu duymuştum bayım, dedi zamanınız varsa gezdireyim. Malistef şu an yok, ama buradaki nubu neler, o kadar düzgün etiketlenip

sınıflandırılmış ki, sizin üzerine bir şey eklemenize gerek kalmamış. Yarın daha müsaid olacağım. Sizce de bir sakınca su yoksa, gelip rahat rahat gezmek isterim. Hiç sakınca su yok. Kapım size her zaman açık. Tabii ben evde olamayacağım ama, Bayhıhan Sandırs, saat dördeki kadar giriş katta bekler. Size daha nakları verir. Yarın öleden sonra uğrarım o halde. Bayhıhan Sandırs'a da söylerseniz iyi olur. Geleceğim, ben de böyle olsun. Bu arada emlakçını skimdi. Müşterimiz bu ahni soru karşısında şaşırmıştı. Ejvuryolundan, Halöve Yensteel, neden sordunuz? Söz konusu evler olunca, ben de biraz arkaya olarak gitsinlerim. Dedihan, psikülere. Buranın kraliçe en mi, yoksa cords zamanından mı kalma olduğunu merak ettim de. Elbette ki cords. Öyle mi? Ben de öyle düşünmüştüm. Ama insan bazen karıştırıyor işte. Neyse, hoşça kalın Bayhıgaride. Bir miingam sayatinizi iyi geçerim arım. Hemen yakınlardaki evde, yukarıda, dükkanın kapılı olduğunu görünce, bey kır sokağına geri döndük. Holmes akşam yemeğinden sonra yakadan, meseladen hiç söz etmedi.

Küçük bulmacamız çözülmek üzere, dediğini hayet. Sonucu sen de tahmin etmişsindir muhakkak. İnan bana hiçbir şey anlamış değilim. Aslında her şey çok açık ama, dananın kuyruğu, asıl yarım kopacak. O ilanla ilgili tuha bir şey dikkatini çekmedi mi? Pulluk kısmı biraz şüphelendirdi beni. Ah, demek sen de fark ettin. Bak, vatsın, sürekli kendini geliştiriyorsun. Evet, bizim saban dediğimizi, Amerikallar pulluklar. Ama bunda, matbacını suçu yok elbette. Ona nedenmişse onu basmış. Artezden kuyuları da, biz de pek yaygın değildir mesela. Özetle bu, İngiliz bir firma, ayetmiş gibi görünen, tipik bir Amerikan ilanıyla ilan edip. Peki, bundan ne çıkarıyorsun? Şu Amerikalı Avukat kendi bastırmış olabilir. Ama bunun ardındaki niyetini, hala anlayabilmiş değilim. Bunun birkaç türlü açıklaması olabilir. Ama ne olursa olsun, bizim ihtiyar, fosili bir mingama göndermek istediği çok açık. Adama boşan kürek çektiğini söyleyebilirdim. Ama sonra düşündüm ve ihtiyarın gitmesine izin verip, sahneyi boşaltmanın daha doğru olacağına karar verdim.

Yarın, vatsın, bekleyelim, zaman her şeyi kendi çözsün. Holmes erkenden kalkıp çıkmıştı. Ölene doğru döndüğünde, düşünceli hale dikkatimden kaçmadı. Bu sandığımdan daha ciddi bir mesele çıktı vatsın, dedi. Bunu en başta söylemem gerekiyor. Biliyorum, sen yine beni dinlemeyip tehlikeye bu dostlama dalacaksın. Bunca senedir beraberiz. Vatsınımı yitanımış olmam gerekir. Ama bu tehlikeli bir iş ve bunu senin de bilmen gerekiyor. Bu ilk defa olmuyor ya Holmes. Son defa da olma zumarım. Peki bu seferki tehlike nerede? Çok zorlu bir vakayla karşı karşıyaayız. Şu hukuk müşaviri Bay Congari depli ilgili bir araştırma yaptım. Meğerse müşavir falan değil, Meşur katil evansmış. Bu bir de, Mese müşavir falan değil, Meşur katil evansmış. Korkarım yine bir şey anlamadım. Senden her suçluyu tanımana bekleyemem zaten. Sabah ilk işim, yerde gidip dostumuzle estreydi görmek oldu. Tamam, yaratıcalık açısından biraz noksanları olabilir. Ama iş, düzen ve yöntemek gelince kimse onların eline su dökemez.

Şu Amerika da dostumuzle ilgili bir kayıtları olabileceğini düşünüp gittim araya. İyi ki de gitmişim. Bir sürü Haydu Tresminen arasında adamımızın o gürbüz suratıyla ama gülümsemesini görmek hoş bir sürpriz oldu. Resmin altında da şöyle yazıyordu. James Winter, Na'a mı diğer Morec-Rought, Na'a mı diğer katil evans? Honus cebinden bir zarf çıkardı. Dosyasında yazan birkaç şeyi not aldım. 44 yaşında, Aslan Chicago'lu. Birleşik devletlerde 3 kişiyi vurduğu biliniyor. Siyasi nüfusunu kullanarak kapı seneden kaçmayı başarmış. 1893'te Londra'ya gelmiş. Ocak 1895'te Vaterlo yolundaki bir gece kolibinde kumarmasasında birini vurmuş. Adam ölmüş, bizimki ise ağır tahrikten erken çıkmış. Öğlen adam da Chicago'lu meşur bir kalpazan olan Roger Prescott adında biri imiş zaten. Kati Lemons 1991'de serbest kalmış. O zamandan beri polis takibi altında imiş. Ama bilindiği kadarıyla şu ana kadar kanun dışı bir şey yapmamış. Çok tehlikeli bir adam. Genelde yanında ateşli silahlar bulunduruyor ve gözünü kırpmadan kullanıyor.

İşte avımız böyle bir evatsın. Ama kabul etmelik ki epice val bir av olacak. Peki ama ne işler çeviriyor bu adam? O da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Bugün Emlakçı'ya doğuradım. Müşterimiz gerçekten de 5 yıl önce taşınmış oraya. Öncesindeyse ev bir yıl kadar boş kalmış. Önceki kiracı Valdru'na dında biri imiş. Emlakçıdaki herkes onu hatırlıyor. Adam birden ortadan kaybolmuş ve kendisinden bir daha haber alınamamış. Uzun boylu, sakallı, karanlık bakışlı bir adammış. Skotland yardım kayıtlarına göre katil yamasın öldürdüğü Prescott'la uzun boylu sakallı bir adam. Bu durumda aksini ispat edene kadar bu Amerikalı Haydut Prescott'ın masum dostumuzun bir müzeye çevirdiği evin eski kiracı soğuduğunu varsayabiliriz. Gördüğün gibi nihayet bir halkaya tutunabildik. Peki ya sonraki halka? Onu da gidip bizim aramamız gerekiyor. Çekmeceden bir tabancı çıkarıp bana uzattı. Benim Emekter'da yanımda vahşi batıdan gelme dostumuz Lakağbına yarışır bir şey yapmaya kalkarsa

hazırlıklı olmalıyız. Sana bir saat şekerlememolası veriyorum vatsın. Sonra Ridersok'ağındaki maceramızı atılmak zorundayız. Naitin Garidepine vene vardığımızda saat tam 4 olmuştu. Hizmetçi bayan Sağundırs çıkmaya hazırlanıyordu. Ama bizi görür görmez patronunun sözüne hatırlayıp anahtarları teslim etti. Dış kapı kapandıktan kadının bonesi de camın önünden geçtikten sonra giriş katdaki daire de yalnız kalmış kaldığımızdan emin olduk. Holmes evin içine hızlıcak olacağını ettikten sonra duvardan biraz ötede duran dolaplardan birinin arkasına saklandık. Ardından Holmes fısaltı ile planını açıkladı. Sevgili dostumuzu evden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Burası çok açık. Ama adamcağı hiç dışarı çıkmadı için bir plan yapmak zorunda kaldı. Bu Garidep Meselesi başından beri bu amacı hizmet ediyor. Ama itiraf etmeliyim ki gerçekten şeytanca bir strateji bu. Adamımızın ağını ustacı ördüğünü kabul etmeye bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir şeyden bir CDT ev Where � התmos grip

Bu evde yaşadığını öğrenince, meselenin altında başka türlü bir neden olabileceğine karar verdim. Neyse vasın, şimdilik ruhumuza sabır terkin edelim ve olacakları beklemeye koyulalım. Fazla beklemek zorunda kalmamıştık. Dış kapının açılıp kapandığını duyunca saklandığımız yerde iyice büzüldük. Anatarın metelik sesini duyar duymaz, Amerikalı içeri girmişti bile. Adam kapıyı ardından yavaşça kapattıktan sonra her şey yolunda mı diye etrafına hızlı bir bakış attı. Paltosunu çıkardı ve ne yapacağını ve bunu nasıl yapacağını çok iyi bilen birinin emin adımlarıyla ortadaki masaya doğru yürüdü. Masayı kenara çekip altındaki halıyı kaldırdıktan sonra çömelip cebinden çıkardığı demir bir çubukla yerde humma alı bir çalışmaya girişti. Çok geçmeden kayan tahtalarını sesini duyduk ve zeminde büyükçe bir boşluk belirdi. Katilevins, kebri çıkıp yanında getirdiği bir mumu yaktıktan sonra gözden kayboldu. Bizim sıramız gelmişti. Holmes işaret vermek için bileime dokundu. Birlikte yere açılan kapıyı a yöneldik.

Ancak ne kadar dikkat ederse getelim. Eski düşemeler ayaklarımızın altında gıcırdamış olacak ki, bizim Amerikalı hemen kafasını boşluktan çıkarıp endişeyle etrafına bakındı. Bizi görür görmez parlayan öfkesi, kafasına doğrulturmuş iki tabancı olduğunu fark etmesiyle birlikte yavaş yavaş mahluk bir sıratışa dönüştü. Vaycanına, dedi serin kanlılık da yukarı çıkarken. Anlaşılan, sizi fazla hafife almışım Bay Holmes. Oyunuma en başından fark edip, beni avcı iken av konumuna düşürdünüz. Hakkınızı teslim etmem gerekir. Beni gerçekten de gafil. Sözünü tamamlamadan, göğüs çibinden çıkardığı bir tabancayla iki alateş etmişti bile. Aynıiden bacama kızgın bir deymiş saplanmış gibi sıcak bir acı hissettim. Haridinden Holmes'un adamın kafasına indirdiği kapsanın sesini duydum. Bir an için, adamın yüzünden kanlar boşalırken yerde yığılmış halde yattığını ve Holmes'un üzerini aratığını gördüm. Hayal meyel. Sonra dostum güçlü kolları ile beni kaldırıp bir koltuğa oturdu. Yaralandın mı vatsın? Tanrı aşkına yaralanmadım da.

O suuk maskenin arkasında gizlenen sevginin ve bağlılığın derinliğini görmek bir değil binlerce yaraya bile deyirdi. Her zaman sert ve keskin bakan gözleri bir anlığına buğlanmış çelik dudaklar titremeye başlamıştı. Büyük bir beynin, kendisi kadar büyük kalbini ilk ve son kez o zaman gördüm. Bunca yıldır tüm alçak gönüllüyle ve çoğu zaman tek taraflı gibi görünen hizmetlerimin karşılığını oku sacık büyülü anda alıvermiştim. Önemli bir şey değil Holmes, hafif bir sayırık sadece. Cebinden çıkardığı çakası ile pantolonumu kesip açtı. ''Haklaymışsın'' dedi sonra derinci içki içirerek. Fazla derin değil. Gözleri Allah kullak olmuş halde. Yerde doğrunmuş oturmakta olan mahkumamıza döndüğünde yüzü o eski heykel görüntüsüne kavuşmuş diyen eden. Tanrı Şahidimdir ya, sen de hocuz kurtuldun. Vatsın öldürmüş olsaydın bu odadan sen de sağ çıkamazdın. Pekala dinliyorum. Adamın söyleyeceği bir şey yoktu. Suratına asıp oturmaya devam etmekle etinde. Bense Holmes'un koluna tutunup ayağa kalktım.

Birlikte gizli kapının altında açılan küçük kilere baktık. Evans'ın bıraktığı mum içeriye hâlâ idinlatıyordu. Bir sürü paslı makine, koca koca keğırt ruloları, sağda soldaşı şeyler ve küçük bir masanın üzerine özelledi zilmiş demetler gözümüzden kaçmamıştı. Baskı makinaları, burada para basıyorlarmış. dedi Holmes. Evet bayım, dedi mahkumumuz, yavaşçağıya kalkıp kendini koltuğa bıraktıktan sonra. Londra'nın gelmiş geçmiş en büyük kalpazanlarıydık biz. O gördüğünüz press otum makinesi olur. Masanın üzerindeki demetlerse her biri yüz sitellinlik 2000 adet bankunat oluyor. Hepsi zindir beyler, bu şekilde anlaşalım. Ben ortadan kaybolayım. Holmes Güldü. Biz öyle şeyler yapmayız bayamız. Ayrıca bu ülke de kaçabileceğiniz bir fare deli bile kalmadı artık. Şu press kotuda siz vurmuştunuz öyle değil mi? Evet bayım ve her şeyi o başlatmış olmasına rağmen beş yıl içerde yattım. Bana şöyle tabak kadar bir madalya takacaklarına içeritıktılar. Dünya üzerinde hiç kimse bir press kot bankunatını

İngiltere merkez bankasının paralarından ayırt edemez. Onu temizleme seydim, bütün bu paralar Londra'nın dört bir yanına dalılacaktı. Bu paraların nerede bastığını benden başka bilen olmadığı için ilk işin buraya dönmek oldu. Ama eve çöreklenmiş okul, kuyruk, bocek manyağının dışarı adımını bir atmadığını öğrendiğimde başka bir yöntem bulmam gerekti. Belki de en başta ortadan kaldırsam daha akıllıca olacaktı. Ama görüyorsunuz ya, yufka yürekli biriyim ben. Karşımdaki adamın silahı yoksa benimkini çıkartıp ateşlemem. Bu durumda benim ne yanlışım var Bay Holmes. Şu aşağıdaki makinelere elimi sürmedim. İhtiyarka çığının canını dayakmadım. Suçum nerede? Görebildiğim kadarıyla sadece cinayet girişimi dedi Holmes. Ama bizim işimiz değil bu. O kısmıyla başkalar ilgilenecek. Biz şu anda sadece sizi istiyoruz. Lütfen yarda haber ver vatsın. Zaten onlarda bunu bekliyordu. İşte katilevins ve uyduruk üç garide bir kâisinin İç yüzü böyleydi. Sonradan zavallı ihtiyar dostumuzun, bu hayal kırıklarının şokunu atlatamadığını ve bütün dünyası yakalınca en kâzın altından kalkamadığını

öğrendik. En son haber aldığımızda, birikstondaki bir düşkünler evindeydi. Preskotun numarasının ortaya çıkması yarta sevinçle karşılandı. Onlarda en başından beri böyle bir tezgahın varlığından şüphelenmişler. Ama adam öldüğü için suç mahalleni bulamamışlardı. Meşhur kalpazanın hikayesi zamanında herkes tarafından duyulup toplumun geniş kesimlerinde önemli bir çalkantı yaratmış olduğu için katilevinsin onun ortaya çıkarı dışında verdiği hizmetler bazı kanun adamları tarafından takdir görmedi değil. Ancak bazından gör çevreler aynı fikirde olmayınca ot tabak kadar madalya hayali suya düştü ve evins kısasürü önce çıktığı deliye geri dönmek zorunda kaldı.

More episodes

More from Sherlock Holmes

View all episodes →