Skip to content
TrackPodcasts
fictionSep 10, 202659:01

40. Sherlock Holmes - Bruce Partington Planları

Sherlock Holmes

About this episode

No show notes were published with this episode.

Get every episode summarized

Each time Sherlock Holmes publishes, we email you a written briefing from the transcript — the topics, who appeared, and any specific claims, with the ad reads skipped.

Email me new episodes

Free for 3 shows. No card needed.

Hosts & guests

Transcript ready

1,352 searchable segments. Every word is indexed and playable.

40. Sherlock Holmes - Bruce Partington Planları

Sherlock Holmes

0:00
59:01

Full transcript

Sherlock Holmes40. Sherlock Holmes - Bruce Partington Planları. Machine-transcribed; use the interactive transcript above to jump the player to any line.

Sırr Artur Konan Doyul, Şarlakoynüz, Burur Sparting Tonplanları. 1895 yılanın Kasım ayının üçüncü haftasında, yoğun sarı bir siz çöktüyle onduranın üzerine. Pazar deseden Perşembe'ye kadar, siz yüzünden Beykır sokağındaki pencerelerimizden karşıdaki binaları bile göremez olmuştuk. Holmes, sizin ilk gününü, büyük referanski tablanan içindekiler kısmına yenilemekle geçirirken, ikinci ve üçüncü gün, sabır içinde yeni hobisi olan ortaçağ müzikleriyle ilgilendi. Ama dördüncü günde kahvaltı sofrasından kalkıp, o yağlı yoğun, kahverengi tabakanın hala etrafımızı sardığını, pencerelerin üzerinde yoğunlaşıp, boz bulanık damlalara dönüştüğünü gördüğümüzde dostumun sabırsız ve enerjik tabiatı istiyan etti. Bastırmış olduğu enerjiyle, yanıp tutuşarak oturma odamızda bir ileri bir geri yürümeye koyuldu. Tarnaklarını kemiriyor,

mobilyaların üzerinde, parmaklarını takırdatıyor, hareket sizlik yüzünden giderek daha çok asa bileşiyordu. Gastede ilginç bir şey yok muvatsın diye sordu sonunda. Ilginç derken, Holmes'ün suç açısından ilginçliklerden bahsettiğinin farkındaydım. Bir devrimle ilgili, savaş çıkma olasılayla ilgili ve yakında yaşanacak bir hükümet değişikliğiyle ilgili haberler vardı ama bunların hiçbiri dostumun iştalanı giderecek şeyler değildi. Suradan ve boş olmayan suçla ilgili hiçbir haber bulamadım. Holmes bunun üzerine homordanda ve huzursuz gezinmelerine geri döndü. Londra'nın suçluları gerçekten de sıkıcı insanlar. Dedi az önce oyunu kaybetmiş bir sporcunun aksiliğiyle. Pencereden dışarı bak vatsın, insanların ortaya çıkıp silik bir şekilde göründükten sonra nasıl yeniden bulutun içinde kaybolduklarına baksana. Oysa bir hırsız ya da katil, böyle bir günde Londra'da ormandaki kaplan gibi dolaşabilir. Saldırıya geçtiği yana kadar görünmez, o anda da kurbanından başka sonu göremez.

''Busur önemse sırsızlık vakası olmuş?'' dedim gülerek. ''Hormuz küçümseyici bir homurtu çıkardı. Bu büyük ve kasvetli sahne bundan çok daha önemli bir iş için kurulmuş.'' dedi. ''Bir suçlu olmadığım için toplum çok şanslı. Kesinlikle haklısın.'' dedim içtenlikle. ''Buruk, vut haus ya da beni öldürmek için iyi bir sebebi olan diğer ellik işinden bir olduğumu düşünsene, kendime ne kadar karşı koyabilirdim ki. Bir davet, düz mece bir randebu her şeyi sona hererdi. Latin ülkelerinde günler boyusuransislerin yaşanmaması ne büyük şans.'' ''Süyikassiler ne iş yapardı düşünsene? Bak şu işe, nihayet bizim o notonluktan kurtaracak bir şey.'' ''Hormuz hizmetçi kızın getirdiği telgrafı yırtarak açtı ve birden kahkahalarla gülmeye başladı.'' ''Vay, vay, daha neler göreceğiz?'' bakalım.'' dedi. ''Ağabeyim, mikroft gelecekmiş.'' ''Neden olmasın?'' ''Neden olmasın mı? Kırda bir patikadan aşağıya inen bir tren görmek gibi bir şey bu.'' ''Microftun hatta bellidir ve sadece onun üzerinde gidip gelir.''

''Palmaldaki dairesi.'' ''Diyojen kulübü.'' ''Vay, tal.'' ''Rotası bu.'' ''Tek bir defa, daha önce sadece bir defa gelmiştir buraya.'' ''Onu şimdi railarından çıkaran nasıl bir karışıklık acaba.'' ''Telgraf da bir şey söylememiş mi?'' ''Hormuz ağabeyinin telgrafını bana uzattı.'' Kadogam West konusunda seninle görüşmeyelim. Hemen geliyorum. ''Microft.'' ''Kadogam West mi? O ismi duymuştum.'' ''Ben de bir şeyler uyandırmıyor. Microftun böyle bir çılgınlık yaptığına bakılırsa, bir gezegen de görüngesinden çıkmış olabilir pek hala.'' ''Bu arada, mikroftun işinin ne olduğunu biliyor musun?'' ''Yunan tercihman vakası ile ilgiliendiğimiz zaman yapılmış bir açıklamayı az çok hatırlıyordum.'' İngiliz hükümetine bağlı küçük bir ofisinin olduğunu söylemiştim bana. ''Hormuz kıkırıda.'' ''O günlerde seni çok yitanımıyordum. İnsan hükümetin gizli işleri konusunda konuştuğunda tedbirli olmalı.'' ''Haklasın, İngiliz hükümeti için çalıştığı doğrudur.'' ''Bir bakama, arada sırada İngiliz hükümetinin da kendisi bile sayılabilir.''

''Sevgili Holmes, seni şaşırtabileceğimi tahmin etmiştim.'' ''Microft yılda 450 sitarlanık kazanıyor. Emir altında çalışmaya devam ediyor.'' ''Hırsı yok, hedefi yok, ne gün, ne de etiket kabul ediyor.'' ''Ama yine de ülkenin en vazgeçilmez adamıdır.'' ''Peki ama nasıl?'' ''Ne diyeyim, konumunun eşi benzeri yok. Kendi kendine yaratmış olduğu bir mevki. Daha önce böyle bir makamı olmadığı gibi bundan sonra da olmayacaktır.'' ''Microftun beyni gelmiş geçmiş en derli toplu, en düzelli beynidir ve bilgi depolamakta üstüne yoktur.'' ''Benim suçları araştırmak için kullanmayı seçtiğim güçleri, mikroft bu özel işi için kullanıyor.'' ''Bütün bakanlıkların kararları mikroftun elinden geçer.'' ''Bir merkes, dengeleri sağlayan bir temizlikçidir.'' ''Diğer adamlar uzmandır ama mikroftun uzmanlığı her şeyi bilmektir.'' Örneğin bir bakanın, donanmayı, Hindistan'ı, Kanada'yı ve parayı ilgilendiren bir mesele konusunda yardım eğitiyacı olduğunu varsa yalım. Çeşitli bakanlıklardan her konuda ayrı ayrı tavsiye alabilir.

Oysa konuların her birini bir araya getirip birbirlerini nasıl etkileyebileceklerini ancak Microsoft söyleybilir. İlk başlarda onu bir kestirme yol, bir kolaylık olarak kullandılar ama şimdi vazgeçilmez bir adam oldu çıktı. Microsoft'un o büyük beyninde her şey, istendiği anda ortaya çıkarılabilecek şekilde dosyalanmış bir halde durur. Azından çıkan sözler, çoğu kez ulusal siyasetimizi yönlendirmiştir. Politikanın içinde yaşıyor. İşinden başka hiçbir konuyla ilgilenmez. Sadece ve sadece ben onu arayıp küçük vakalardan bir konusunda tavsiye istediğimde bana bir ayrıcalık yapar. O da enterlik tüel bir alıştırma olsun diye. Vakat görünce göre bugün, cüpüter yorringesinden çıkmış. Bunun ne allama geldiğini ancak tanırabilir. Katogan West kim? Microsoft'un onunla işi ne acaba? ''Buldum'' diye bağırdım ve koltuğun üzerindeki keğıl Tomarının içine daldım. Evet, evet işte burada. Katogan West, salı sabahı metroda ölü bulunan adammış.

Holmes Pippos'una ağzına götürürken ilgiyle yerinde doğruldu. Bu iş ciddi olmalı vatsın, ağabeyimin alışkanlıklarını değiştirmesine yol açan bir ölüm vakası. İkisinin arasında ne gibi bir bağlantı var acaba? Hatırladığım kadarıyla sıradan bir olaydı. Genç adam tirenden düşüp ölmüştü, soyulmamıştı ve şiddetten şüphelenmek için bilirli bir sebep yoktu. ''Yanılıyor muyum?'' ''Bir soruçturma yapılmış.'' diye cevap verdim. Ve sonucunda da bir sürü yeni ipuca elde edilmiş. Ağabeyimin üzerindeki etkisine bakılırsa ulanüstü bir vaka olmalı. Holmes sandaliyesine çöktü. Evet vatsın, edinilen bilgileri duyalım. Adamın ismi Arthur Katogan Westmiş, 27 yaşında Beker ve Wallvitch'ye paneliğinde mühendislik yapıyormuş. Hükümet görevlisi demek. İşte mikroflaba alantısı. Pazartesi gecesi ansızın Wallvitch'ten ayrılmış. En son aynı akşam saat 720 civarında, siz de bıraktığın işanlısı Bayan Violet Westbury tarafından görünmüş. Aralarında tartışmaya yaşanmamış ve Bayan Violet

olanları açıklayacak hiçbir yorumda bulunamıyor. Adamın bundan sonra başından neler geçtiği bilinmiyor. Meysin adında bir maden işçesi tarafından metronun alde giyit istasyonunun hemen dışında öyle bulunmuş. Ne zaman? Cesedi salı sabah saat altıda bulmuşlar. Doğu ya doğru hareket eden trenin railarının ötesinde, trenin istasyonundan çıkıp tünelle girdiği yerde yatıyormuş. Kafası Fena halde izinmiş durumdaymış. Muhtemelen trenden düştüğünde olmuş. Ceset ancak o şekilde oraya gitmiş olabilirmiş zaten. Yakındaki bir sokaktan taşınarak getirilmiş olsa her zaman bir bekçinin hazır bulunduğu istasyon girişinden geçmediğiymüş çünkü. Trenden düşmüş olduğu kesin gibi. Çok güzel mesele açık. Adam öyle yada diri, yat trenden düşmüş ya da aşağı itilmiş. Buraya kadar tamam. Devam et. Cesedi bulunduğun oktanın karşısındaki trenler batıdan doğuya doğru hareket edenlermiş. Bazıları sadece şehir içine gidip gelirken bazıları vilestenden ve şehir dışı bağlantılardan geliyor. Şurası kesin ki genç adam ölümüyle buluştuğunda

gecenin bir saatinde bu yönde hareket ediyordu. Ne var ki trene bindiğin noktayı belirlemek imkansız. Bu elbette biletine bakarak bulunabilir. Ceplerinde bilete rastlanmamış. Bileti yok muyumuş? Olur şey değil vatsın. Bu gerçekten de çok garip. Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki metropolitan trenlerinin peronuna biletsiz ayak basamazsın. Yani genç adamın en başta bir bileti olduğunu farz edebiliriz. Bu bilet hangi noktadan bilmiş olduğunu gizlemek için alanmış olabilir mi? Mümkün tabii. Bir diğeri ihtimalle bileti vagonun içinde düşürmüş olmasıdır. Hem ilgeç bir nokta. Yenilmiyorsam soyguğuna dair bir işaret yok. Değil mi? Anlaşılan yokmuş. Eşyalarının bilistesi de var burada. Cüzdanın da iki siterlin 15 peni varmış. Ayrıca başkent ve ilçe bankasının, Woolwich bağlantısının hesap defteri de varmış yanında. Kimliği bu şekilde tesbide dinmiş zaten. Woolwich teyatrosi için o akşam tarihli 2 de bilet varmış. Bir de bir tomar teknik belge. Honz birden memnuniyetli hiç geçirdi.

İşte sonunda bulduk vatsın. İngiliz hükümeti, Woolwich cephaneliyi, teknik kevhatlar, A'beyim Microsoft zincirin halkaları tamamlandı. A' yanılmıyorsam kendisi de geldi zaten. Gerisini ondan dinleyeceğiz. Biraz sonra Microsoft Hormson uzun boylu ili cüstesi belirmiştik hafamızda. Geniş vücuduna bakılırsa hareket siz bir yaşam tarzını seçmişti. Ama bu devasa bedenin üzerinde öyle güçlü kaşlar, Çelik giri renkli, gömülü öyle uyanık gözler, yüzünde sert ve zeka yüklü öyle bir ifade vardı ki, insan bir kez baktığında 20% yönutuk bu güçlü zekada takılıp kalıyordu. Hemen arkasından da, Sikot Nathiyart'tan eski dostumuz, Lestredin inceslüyeti geri de görüntüye. İkisinin yüzündeki ciddiyet önemli bir araştırmanın habercisiydi. Müfettiş tek kelime etmeden bizimle el sıkıştı. Microsoft Hormsys'e üzerindeki paltu üç garip koltuklardan birine kuruldu. Son derece sinir bozucı bir iş şarlok, dedi.

Alışkanlıklarımdan ödün vermekten hiç hoşlanmıyorum ama başka çare yoktu. Siyamdeki koşullar düşünününce, ofisimden uzak olmam son derece uygunsuz. Fakat dediğim gibi, gerçek bir krizle karşı karşıya iz. Başbakanımıza ilk kez bu kadar endişeli görüyorum. Bakanlıklara gelince ters dönmüş bir arı kovanı gibi vızıldıyorlar. Ola yokudun mu? Evet az önce okuduk, şu teknik belgeler neyin nesiymiş? Ah, asıl mesele de bu zaten. Neyse ki basına sızmadı, yoksa işler çığrından çıkardı. Zavallı genç adamın yanında taşıdığı kevatlar, Burur Spartington Deniz altasının planlarının bir kısmıydı. Microsoft Horms konunun önemin ortaya koyan bir ciddiyetle konuşuyor. Kardeşiyle bence ilgimize ona yönetmiş halde merakla dinliyorduk. Deniz altıyı duymuştunuz değil mi? Bilmeyen kalmamıştır herhalde. Sadece İsmem biliyorum. İşin ciddiyeti hakkında ne desemazdır? Tüm hükümet sırları içinde en dikkatle korunmuş olanıdır. Bir Burur Spartington operasyonu dahilindeki her hangi bir deniz savaşında karşı tarafın en ufak bir şansının bile kalmadanı söyleyemiyorum.

İki yıl kadar önce, vergi yadelerinden büyük bir miktar para kaçırılıp icadın tekelerini almak için harcandı. Sırrı saklamak için her türlü önlem alınmıştı. Son derece karmaşık yapıda, her biri bütünü oluşturan aşağı yukarı 30 ayır patenti içeren planlar. Cephaneli'in bitişiğinde, kapıları pencereleri sağlam özel bir ofisteki bir kasada tutuluyordu. Planlar hiçbir koşulda o ofistan dışarı çıkarılmayacaktı. Donanmanın başmi imarı planları incelemek isterse o bilebunun için Woolwich'e gitmek zorunda kalıyordu. Durum böyleyken, Londra'nın kalbinde, ölü bir mühendesin cebinde bulunmaları çok şaşırtıcı. Bu devlet acısından bakarsanız, berbat bir durum. Fakat kevhıtları geri aldınız öyle değil mi? Hayır, Sherlock, hayır. Kötü olan da bu, kevhıtları geri alamadık. Woolwich'ten on sayfa alınmış. Kadogan West'in cebindeyse sadece yedi sayfa vardı. En önemli üçü ortalıkta yok. Çalınmışlar, kayıp. Bütün işlerini bırak, Sherlock, polisinin önemsiz küçük vakalarına tamamen çıkaraklından.

Çözman gereken vaka hayati değer taşıyan milletler arası bir mesele. Kadogan West o kıyatları neden aldı? Kayıp olanların nerede? Genç adam nasıl öldü? Cese di bulunduğu yere nasıl geldi? Bu korkunç durum nasıl düzeltilebilir? Bütün bu sorulara bir cevap bulursan ülkede büyük bir hizmetle bulunmuş olursun. Sen niye çözmüyorsun bu numarik roft? Sen de en az benim kadar yetenekti. Mümkündür, Sherlock. Ama asıl olay ayrıntıları toparlamada. Bana ayrıntıları ver, oturduğum yerden sana bir uzman olarak mükemmel bir açıklamada bulunayım. Ama oraya buraya koşturmak, demiri yolu görebilerini soruşturmak, gözüme büyüte çabuşturup yere uzanmak. Hayır, benim işim değil bunlar. Hayır, durumu düzeltebilecek olan keşi sensin. İsmini bundan sonraki onur listesine çıkmasını istiyorsan. Dostum günümseyeerek kafasını hayır anlamında salladı. Ben oyunu kendisi için oynarım. Dedi. Ama Vaka gerçekten de ilginç bazı noktaları içeriyor. Konuyu araştırmaktan büyük bir zevk alacağım. Biraz daha ayrıntı alayım.

Önemli olanları işine yarayacak birkaç adresle birlikte bu kevadan otaldım. Belgilerin başkardayanı hükümet uzmanı ünlü Sörcems Walter'dır. Beyfendenin ünvanları bir an süklüpedi sayfasının iki satırını kaplayacak kadar çok. Bu işte uzmanlaştı. Tam bir Beyfendi. En önemli ailelerde gözde bir misafir ve en önemli ise de gerçek bir vatan sever. Kasanın anahtarını saklayan iki kişiden biri o. Belgelerin pazartesi günü mesai saatleri boyunca ofiste olduğunu ve Sörcems'in saat üç civarında Londra'ya gitmek üzere ayrılırken anahtarlarını yanına aldığını daikleyeyim. Olayın gerçekleştiği akşam ise Berkley Meydan'ın da Amiral Sinkley'in evindeydi. Bu doğrulandı mı? Evet, kardeşi Albaivalentim Walter, Wolfish'tan ayrılış satikonusunda Amiral Sinkley'i ise Varis satikonusunda teminat verdiler. Yani Sörce Ems artık problemi dahildi. Diğer anahtar kimde? Baş mühendis ve teknik ressam Bayesidni John's'ın da. Kırk yaşında evli ve beş çocuklu bir adam.

Sessiz suratsız bir adam ama kamu hizmetlerinde mükemmel bir secili var. Meslek taşları arasında sevilmeyen ama çalışkanlığı takdir edilen biri. Sadece eşit tarafından doğrulanan ifadesine göre iş çıkışı bütün pazartesi akşamına evinde geçirmiş ve anahtarları da her zamanki gibi cep saatinin zincirinden çıkarmamış. Biraz da Kadogan Vesti anlat bize. On yıldır serviste ve iyi bir elemandı. Kolay sinirlenen tezcanlı ama dürüst biri olarak bilinirdi. Ona karşı herhangi bir kanatamız yok. Ofiste Sinni John's'ın yanında çalışıyordu. Görevi geriyi her gün planlarla haşır neşir oluyordu. Ondan başka kimsenin planlara bakmasına izin verilmiyordu. O gece kasayı kilitleyen kişi kim? Baş mühendis Sedni John's'ın. Peki hala belkileri çalan kişinin kim olduğu açık? Mühendis Kadogan Vesti'nin üzerinde bulunmuşlar zaten. Buraya kadar anlaşılmayan bir şey yok. Öyle değil mi? Evet öyle şarlık ama yine de cevaplanamayan çok fazla soru var. Birincisi belgeleri ne diye çaldı? Değerli oldukları için olsa gerek. Evet, kevhatları kolaylıkla binlercesi terline satabilirdi.

Peki satma düşüncesi dışında Londra'ya götürmesini sağlayacak bir neden geliyorum aklına. Hayır gelmiyor. O halde başlangış noktamızı bu oluşturacak. Kevhatları genç festaldı. Bunu sadece saatte bir an atarla yapabilirdi. Biriden fazla sahte anachtar gerekir. Kasadan önce binayı da ofisi de açmalıydı. O halde biriden fazla sahte anachtarı vardı. Belkeleri gizlece satmak için Londra'ya götürdü. Hiç kuşku yok ki sabah kaybolduklar anlaşılmadan onları yerine koymak niyetindeydi. Ama Londra'daki bu hain görev adamın sonu oldu. Fakat nasıl? Bulbicede dönüş yolunda öldürülüp vagonda natıldığını varsayalım. Cesedin bulunduğun nokta Londra'nın biriç istasyonunun oldukça ilerisindeydi. Ki bulbicede dönmesi için aktarmaları oradan yapılıyor. Londra'nın biricik geçmesini gerektirecek pek çok durum çıkmış olabilir. Mesela vagondaki biriyle derin bir sohbete dalmış olabilir. Bu sohbet onu ölüme götüren bir şiddet sahnesine dönüşmüştür. Belki de vagondan atlamaya çalıştı da bu sırada düşüp öldü.

Diğeri kapıyı kapattı. Siz yoğun olduğu için kimse bir şey görmedi. Şimdi ki bilgelerimizle daha iyi bir açıklama yapmak imkansız. Fakat eldeymemiş noktaların ne kadar fazla olduğunu da aklından çıkarma. Genç kadogan ve estin gerçekten de belgeleri satmak için Londra'ya götürdüğünü varsayalım. Dual olarak, yabancı bir casuslaranda vula açmış. Akçamın geri kalanında da boş kalmış olması gerekirdi. Bunun yerine tiyatro için iki bilet almış. Nışandısını sokağa noktasında öylece bırakmış ve birden birre ortalıktan kaybolmuştu. Bir aldatmaca dedi başından beri sohbeti sabırsızlık içinde dinlemiş olan ve estiraydı. Çok garip bir aldatmaca o halde. Bu birinciyi tırazdı. İkinciyi tırazda şu. Londra'ya ulaşıp yabancı bir casusla görüştüğünü varsayarsak. Kayboldukları anlaşılmasın diye sabah olmadan kevhatları geri getirmek zorundaydı. O'n kevhat götürmüş cebinde ise sadece yedi tane bulunmuştu. Diğer üçün herhedeydi. Onları isteyerek bırakmayacak esinde. Hem sonra ihanetinin karşılığı nerede? Cebinde yüklimiklerde para bulmayı bekler insan.

Bence her şey gayet açık. Dedile straight. Olanlar lehlereyini ufak bir şüpen bile yok. Satmak için belgeleri aldı. Casus'la görüşte ama fiyatta allaşamadılar. West eve dönmek için yola çıktı ama casus peşine takıldı. Metrodayken casus onu öldürdü. Kehatların en önemlilerini aldığı ve adamı trenden attı. Bu her şeyi açıklamaya yetiyor. Öyle değil mi? Adamın neden bileti yoktu peki? Bilet casus'un oturduğu yere yakın olan istasyonu gösterirdi. Bu yüzden öldürdü adamın cebinden aldı. Güzel. Lestra'yı çok güzel dedi Holmes. Teorim bütün ama doğruysa vaka bir çıkmaz da. Hayin öldü. Buruz Parting Tondeniz altasının planları çoktan ana kareye geçmiştir bile. Bu durumda yapılacak ne var? Hareket'e geç, charlok. Hareket'e geç. Diğer tıldı Microsoft ayağı fırlayarak. Bütün iç güdülerin bu açıklamayı reddediyor. Yeten yeni kullan. Olay yerine git. İlgili şahısların tüm üle görüş. Altına bakmadığın taş kalmasın. Tüm mesleki hayatın boyunca ülkede hizmet etmek için böyle bir fırsat geçmemiştirelim.

Peki, peki dedi Holmes, omuz silkerek. Hadi gel vatsın. Vesan Lestra'yı. Bir iki saat yine bize katılmaz mıydın? Araştırmamızı al getisationunuz yere etmekle başlayacağız. Hoşça kal Microsoft. Akşam olmadan rapor veririm ama fazla bir beklantimin olmadığını söylemeliyim. Bir saat kadar sonra Holmes Lestra'yı ve ben Metron'un rilerini inceliyorduk. Kibar kırmızı yüzlü, yaşlı bir adam demir yolları adına yanımıza verilmişti. Genç adamın cesedini bulunduğu yer şurası. Dedi raiylardan yaklaşık 1 metre ödedeki bir nokta yeşaret ederek. Yukarıdan düşmüş alamaz çünkü gördüğünüz gibi üstü müstama mile kapalı. Sadece ve sadece bir terenden düşmüş olabilir de. Ve anladığımız kadarıyla tiren buradan pazartesi gece yarısı gibi geçmiş. Bagonlar arandı mı? Bir şiddet yaşandığına dair herhangi bir bulgu var mı trenlerde? Öyle bir iz bulunamadı, bilette yok. Kapının açıldığına dair bir işaret. Hayır, o da yok. Bu sabah elimize taze kanıtlar geçti.

Dedi Lestra'yı. Saat on bir kırkta şehir hiçi hatlarından biriyle alt giyetten geçen bir yolcu, istasyon ayaklaşırken ağır bir neslenin düştüğünü andıram bir ses duyduğunu ifade etti. Railardan düşen bir ceset olabilermiş ama yoğun siz dolayısıyla hiçbir şey görememiş. O zaman olayın üzerinde durmamış. Neler oluyor? Bay Holmes'un nesi var? Dostum yüzünde yoğun bir ilgiyle durmuş, Rai'ların tünelden çıktıkları noktadaki kıvrımlarına bakıyordu. Ald Gait bir kavşak noktasıydı ve kesişen Rai'ler geniş bir ağağ oluşturuyordu. Holmes'un heyecan dolu sorgulayıcı gözleri işte bu Rai'lere dikilmişti. Ama birden ihtiyatlı yüzünde anlamını çok iyi bildiğim o gerginliği, sıkı sıkı kapanmış ağzı, titreyen burun deliklerini ve çatık yürkaçlarını fark ettim. Kesişmen oktaları diye murildandı kendi kendini, kesişmen oktaları. Ne olmuş onlara, ne demek istiyorsun? Böyle bir sistemde çok fazla kesişmen oktası yoktur, değil mi? Hayır, oldukça aslayıdalar.

Kesişmen oktaları ve birbiri aç, inanılmaz. Eğer düşündüğüm gibi ise, ne oldu Holmes, bir ipucumu buldun? Bir fikir, bir işaret ama fazlası değil. Bu haka gerçekten de gider ek daha ilgi çekici bir hâl almaya başladı. Benzersiz, kesinlikle benzersiz. Ama neden olmasın ki, bu arada Rai'lerin üstünde kanizlerine rastlayamadım. Neredeyse hiç yoktu. Yanlış hatırlanmıyorsam ciddi bir yaratan bahsedilmişti. Kafatası kırılmıştı ama dıştan ciddi bir yarası yoktu. Bu nara hemen biraz kan görmeyi bekler insan. Siz de ağır bir şeyin düştüğünü duyan yolcunun bilmiş olduğu treni incelemem mümkün müdır acaba? Korkarım bu imkansız, Bay Holmes. Tren şimdi çoktan vagonlarını ayrılıp diğerlerini eklenmiştir. Sizi temin ederim ki Bay Holmes, dedi Leastrate. Her vagon ayrıntılı bir şekilde araştırıldı. Aramayı bizzat yönettim. Dostumun en büyük zaaflarından biri, kendisininki kadar hızlı işlemeyen zekalara karşı sabırsız oluşuydu.

Tahmin edebiliyorum, dedi bir başka tarafa bakarak. Ne var ki araştırmak istediğim şey vagonlar değildi. Vatsın, buradaki işimiz bitti. Sizi daha fazla alıkoymamıza gerek yok. Bay Leastrate araştırmalarımızın bundan sonraki kısmını vulvişte sürdüreceğiz. Landın bir cevardığımızda Holmes A.B.'yine bir telgraf yazdı ve göndermeden önce okumam için bana verdi. Mesaj şöyleydi. Karanlıkta küçük bir ışık belirdi ama sonmesi muhtemel. Bu sırada Baker Sokana döndüğümüzde bulacağımız bir ula akla. Şu anda İngiltere'de oldukları bilinen tüm yabancı casusların isim vadreslerini içeren bir liste gönder. Şarılok. Evet, bu işimize yarayacaktır Vatsın. dedi Holmes, voluç trenindeki yerlerimizi aldığımızda. A.B. Microsoft'a olanüstü bir vaka olacağını inandığım bu meseleye bizi dahil etti için çok şey borçluyuz. Heyecan Doluyuzu olanüstü bir ipucunun onu derin düşünceleri itmiş olduğunu gösteren, yoğun ve gerilimli o bildik enerjiyi yansıtıyordu. Avcuk öpeğini uzun kulakları ve sallanan kuyruğu ile

kulübesinin civarında gezinlirken düşünün. Bir de parlayan gözler ve gergin kaslarla bir avun kokusunu duyduğu zamanki haliyle kıyaslayın. Holmes'ün sabah ki hali şimdiki halinden o kadar farklıydi işte. Sadece birkaç saat önce sizle çevirili odamızda gırı yengli sabahlarının içinde huzursuz bir şekilde amaksızca dolanan bitkin adam o değildi sanki. Buradan malzeme var, büyük olan aklar var, dedi. Bu kadar netelikli bir vaka olabileceğini daha önce anlayamamakla hakikaten akılsızlık etmişim. Bana hala kapkanalık görünüyor. Sonu beni bir içinde karanlık ama en azından bizi çok ileriye taşıyabilecek bir fikrim var artık. Adam başka bir yerde öldürüldü ve ceseti bir vagonun içinde değil, tepesindeydi. Tepesinde mi? Olağanüstü, öyle değil mi? Ama delilleri gözden geçir. Cesetin trenin kesişmen oktasında gelip sarsıldığı döndüğü yerde bulunmuş olması bir tesadüf müdür? Orası vagonun üzerindeki bir şeyin düşeceğini

tahmin ettiği bir yer olmaz mı? Kesişmen oktalarında trenin içindekiler fazla etkilenmez. Ceset vagonun üzerinden düşmediyse çok garip bir tesadüfler zinceri gerçekleşmiş demektir. Mesela kan izine rastlanmaması da ne demeli? Ölen adamın kanı başka bir yerde aktıysa rayların üzerinde bir rastlanmaması gayet dual tabi. Her bir gerçek kendi hikayesini anlatıyor. Bir araya geldiklerinde her şeyi anlıyorsun. Bilet konusunu da açıklar bu. Diye atıldım heyecanlı. Kesinlikle biletin olmamasını açıklayamamıştık ama şimdi her şeyi yerli yerini oturdu. Ama öyleyse bile ölümüyle ilgili gizemi çözmek konusunda hiçbir ilerlemek at edemedik. Doğrusu bu durumu kolaylaştırmaktan çok daha da karmaşıklaştırdı. Olabilir dedi Holmes Dalgın Dalgın olabilir. Ama sessizlik içinde derin düşüncelere daldı ve tiran nihayet vulviç istasyonuna girinceye kadar tek kelime yetmedi. Orada bir araba çağırdı ve cebinden mikroftun mektubunu çıkardı.

''Gideceğimiz çok yer var.'' dedi. ''İlk duruyor amız, sürüceğimi svalterine evi olacak.'' Ünlü müsteşarın evi dams nehrine kadar uzanan yeşil çimenlikleriyle güzel bir villaydı. Oraya ulaştığımız sırada sizde almaya başlamış, güneş kendini göstermişti. Kapıyı bir uşağa kaçtı. ''Sorcaems mi efendim?'' dedi adam yüzünlü bir yüzle. ''Sorcaems bu sabah öldü.'' ''Aman Tanrım.'' diatıldık Holmes şaşkınlıkta ''Bun nasıl oldu?'' ''Belki içeri gelmek isterseniz efendim. Kardeşi al bayvalentin burada.'' ''Evet, onunla görüseki yolucak.'' ''Los bir oturma odasını alındık. Çok geçmeden yanımıza, çok uzun boylu, yakışıklı, hafif sakallı, ellisinde bir adam geldi.'' Ölen bilim adamının küçük kardeşiydi. Şaşkın bakışları ve dalanık saçları başlarına gelmiş olan felaketin izlerini taşıyordu. Olayı anlatırken, düzgün konuşmaktan bir lâciz daha adam. ''Hep şu korkun sıkandal yüzünden.'' dedi. ''Ağabeyim Sörcaems, son derece onurlu bir adamdı ve bu olayı kaldıramadı.'' Kalbi kırılmıştı.

Departmanının verimliliğiyle her zaman gurur duyardı. Onu öldüren bu sıkandal oldu. Biz de kendisinden durumu düzeltmemize yarayacak bir takım bilgiler almayı olmuştuk. Sizi temin ederim ki, bizler için olay, nasıl gizemini koruyorsa, onun içinde öyleydi. Bildiklerini zaten polise anlatmıştı. Kadogam Westin suçlu olduğundan şüphesi yoktu tabii. Ama gerisi tam bir muhama. Peki siz bu vakaya bir yaşık tutabilirsiniz? Okuduklarımın, duyduklarımın haricinde bir şey bilmiyorum. Saygısızlık etmek istemem. Ama şu anda son derece kötü bir durumda olduğumu görüyorsunuz Bay Holmes. Görüşmeyi mümkün olduğu kadar kısa tutmanıza rica etmek zorundayım. ''Bu gerçekten de beklenmedik bir gelişme.'' dedi dostum tekrar arabaya bindiğimizde. Eceliyle mi öldü? Yoksa zavallı adam kendini mi öldürdü acaba? İkinci size, bunun sebebi ihmal edilmiş bir görevden duyulan utançmıydı. Neyse, bunu sonraya bırakalım. Kadogam Westin evine yönelme zamanı. Ölen gencinin annesinin oturduğu yer,

şehrin dış mahallelerinden birinde küçük ama bakımla bir evdi. Kadıncağız bize yardım edemeyecek kadar kederleydi. Ama hemen yanında duran solgun yüzlü genç bir kadın kendisini bayan bir olet West Buryo'lar aktanıttı. Ölen adamın dışanlısı ve onu hayatta görmüş olan son kişiydi bu. ''Anlayamıyorum Bay Holmes.'' diye sözle girdi genç kadın. Arthur'ın öldüğünü duyduğumdan beri gözümü uyku girmedi. Bunların anlamını çözmek için gece gündüz düşünmekten başka bir şey yapamıyorum.

Bir şeyden sığıyla yetiyordu. Birkaç yüz siterlin biriktirmişti ve yılbaşında evlenmeye karar vermiştik. ''Heyecanlı mı yüdoğa gece?'' ''Haydi Bayan West Buryo. Bize karşı tamamen açık olun.'' ''Dostumun uyanık bakışlarından kızla bir değişiklik fark etmiş olduğunu anladım. Bayan West Buryo'ya kızararak tereddüt etti.'' ''Evet.'' dedi sonunda. Arthur'ın aklına meşgul eden bir şeyler olduğuna dair bir hissekapılmıştım. ''Uzun zamandır mı?'' Bir haftadır düşünceli ve endişeliydi. Bir defasında onu konuşturmaya çalıştım. Canını sıkan bir şeylerin olduğunu ve işiyle ilgili bir mesele olduğunu itiraf etti. Sana bile anlatamayacağım kadar ciddi bir mesele demişti. Ağzından başka bir söz alamadım.'' Holmes ciddileşmişti. ''Devam edin Bayan West Buryo. Nişanlığınızın aleyhin eymiş gibi bile gözükse devam edin lütfen. Bizim nereye götüreceğini bilemeyiz.'' ''Anlatacak başka pek bir şey yok. Bir iki defa bana bir şeyler söylemeye çalıştığını hissetmiştim. Bir akşam sırrının önemli ilgili konuştu ve yanlış hatırlamıyorsam yabancı casusların bunun için yüklü miktarlarda para ödemeye hazır olduğuna benzer bir şeyler söylemişti.''

''Dostumun yüzü daha da karardı.'' ''Başka?'' ''Böyle konular da gevşek davranıldığını bir hainin planları almasının hiç de zor olmayacağını söyledi.'' ''Böyle konuşmaya başlaması son günlere mı denk geliyordu?'' ''Evet, daha önce bunlardan bahsettiğini hatırlamıyorum.'' ''Şimdi de son geceden bahsedin bize.'' ''Birlikte tiyatroya gidecektik. Siz o kadar yoğunlu ki arabayla gitmenin hiçbir yolu yoktu.'' ''Yürüdük yolumuz bize ofisin bir hali yakınına getirmişti. Biriden bir esisinin içine dalıp ortadan kayboldu.'' ''Tek geli metmeden mi?'' ''Sessizce Murıldanda'na duydum. Hepsi buydu. Bekledim ama bir daha gelmedi. Ben de eve yürüdüm. Herte sügün ofis açıldıktan sonra soruşturma için geldiler. Korkunça beri sağ ton iki de aldık. ''Ah, by Holmes. Onun adına sürülmüş olan lekeyi bitemizle evilseniz. Onur'u onun için çok önemliydi.'' ''Holms üzüntüyle kafasını sağladı.'' ''Hadi gel vatsın.'' ''Deli.'' ''Uğuruyacak başkaya yerlerimiz var. Bundan sonraki durarımız, kağıtların çalındığı ofis olacak.''

''Vakaya başladığımızda her şey bu genç adama karşıydı. Soruşturmamız ilerledikçe de değişen bir şey olmadı.'' ''Deli Holmes. Arabamız son hızlı ilerlerken. Sırf evlilik hazırlıkları bile suç işlemesi için yeterince iyi bir sebep.'' ''Dual olarak paraya ihtiyacı vardı.'' ''Fikir aklındaydı.'' ''Nışanlısına bundan bahsettiğine göre.'' ''Ona planlarına anlatarak kızı neredeyse suç ortaya yapacaktı.'' ''Olanlar hiç hoşuma gitmiyor.'' ''Fakat Holmes, karakterin bir önemi yok mu?'' ''Hem sonra ne diye suç işlemek için kızı öylece sokağın ortasında bırakıp gitsin ki.'' ''Çok aklısın, işin bazı bilirsiz yanları yok değil. Çok zorlu bir vakayla karşı karşı olduğumuz kesin.'' ''Başmüendiz, by Sidney Johnson. Biz o ofiste karşılarken dostumun kart vizitine gereken saygıyı göstermişti.'' ''Bajonson ortaya yaşlı sızka bir adamdı. Sevimsiz yüzü yorgunluktan çökmüş, yaşadığı stres yüzünden ellerine bir titreme gelmişti.'' ''Çok kötü, by Holmes, çok kötü. Şefin öldürüldüğünün haberini aldınız mı?''

''Az önce onun evindeydik.'' ''Ofist darmadağın. Şefimiz öldü, kadogan ve stöldü, kevıtlarımız yok. Bu saat, pazartesi gecesi çıkarken burası hükümetin diğer tüm ofisleri kadar tertipliydi.'' ''Tarrum, bunun düşüncesine bile dayanamıyorum. Dünya bir yana, West bir yana. Bunun nasıl yaptı, akıl sırer diremiyorum.'' ''Demek onu suçlu olduğundan eminsiniz öyle mi?'' ''Başka bir açıklama göremiyorum. Oysa ona güveniyordum. Kendime nasıl güveniyorsam, o gencede öyle güveniyordum.'' ''Pazartesi gecesi saat kaçta kapandı burası? Bu işte, beyefendi.'' ''Kapatansız mıydınız? Her zaman son çıkan kişi ben olurum.'' ''Planlar nerede duruyordu? Şuradaki kasada, onlara oraya kendi ellerimle koydum.'' ''Binanın bir bekçisi yok mu? Var ama sorumluğu altında olan başka departmanlar da var. Kendisi yaşlı bir asker ve güvenilir bir adamdır.'' ''O gece hiçbir şey görmemiş. Siz çok yoğundu tabii.''

''Farz edelim ki, kadogan ve st çalışma saatlerinden sonra bir naya girmek istedi.'' ''Satlara ulaşmak için, üç anahtar e ihtiyacı olurdu.'' ''Değil mi?'' ''Evet, haklısınız, dış kapının ki, ofisinki ve kasanın ki.'' ''Bu anahtarlar sadece sizde ve Sörce Ems ve altır da vardı.'' ''Yanılıyor muyum?'' ''Ben de kapılarından atar yok, sadece kasanın ki var.'' Sörce Ems alışkanlıklarına bağlı bir insan mıydı? ''Evet, öyle olduğunu inanıyorum. Söz konusu anahtarlara gelince, üçünün de aynı halkada taşıdığını biliyorum. Onları o halkada sık sık görmüşümdür.'' ''Ve o halkada adamla birlikte Londra'ya gitti.'' ''Öyle mi?'' ''Bize öyle söyledi.'' ''Ve sizin anahtarınızda hep yanınızdaydı.'' ''Bir saniye bile yanımdan ayırmadım.'' ''Ve sizin suçlu olduğunu varsa yersak, anahtarların kopyalarını çıkarmış olması gerekir.'' Biliyoruz. Oysa cesedinin üzerinde herhangi bir anahtar araslanmadı. Bir şey daha var. Burada çalışan mühendislerden biri, planları satmayı istese, orijinalleri götürmekten ise kopyalarını çıkartması daha kolay olmaz mıydı?

Düzgün bir kopya çıkarabilmek, ileri derecede teknik bilgi gerektirir. Söğrce imsin, sizin ya da vestin bu bilgiye vakıf olduğunuzu düşünmek yanlış olmaz herhalde. Elbette ama yalvarırım beni bu olaya dahil etmeye çalışmayın bayoğunuz. Orijinal planlar zaten vestin üzerinde bulunmuşken, bu şekilde sorular sormanın anlamı nedir? Sonuçta hiç zorlanmadan kopyalarını çıkarmış olabilecekken, orijinallerini götürme ilgisini göze alması çok garip. Çok garip, doğru ama öyle yapmış işte. Vakayla ilgili yaptığım her soruşturmada açıklaması olmayan yeni noktalar çıkıyor karşıma. Neyse, neyse, üç kevata alakayıpmış. Bildiğim kadarıyla en önemli üçüymüş, doğru mu? Evet, doğru. Peki bu üç kevada sahip olan birinin, diğer yedi se olmadan da, bir Burus Partington'deniz altısı yapabileceğini söyleyip bilir misiniz? Denizcilik komutanlarına önce bu şekilde ifade verdim, ama bu çizimleri yeniden gözden geçirme fırsatım oldu, artık o kadar da emin değilim. Otomatik ayarlı yivleri olan çifte su baplar, geri gelen kevatların arasında kilardan birinde çizili.

Yabancılar bunu kendileri icat etmedikleri sürece, deniz altıyı yapamazlar. Tabii çok geçmeden o zorluğun üstesinden de gelirler, orası ayrı. Ama yine de kayıp olan kevatlar en önemlileriydi. Öyle mi? Kuşkusuz. İzin verilseniz şimdi bir daha da biraz dolaşmak istiyorum. Şimdi birlikte başka sorum yok. Holmes, kasanın kilidini, odanın kapısını ve en sonunda da pencerilerin demir kepenklerini inceledi. Dışardaki çimelleye çıktığımızda birden çok heyecanlandı. Pencerenin hemen altında bir dekne çalışı vardı ve dallarının bir çoğu ezilip kırılmıştı. Holmes büyüteciyle dalları dikkatli ceynceledikten sonra yerde belli belirsiz görünen izlere geçti. Son olarak baş mühendisten demir kepenkleri kapatmasını istedi. İzin saniye, bu işin bir şeyin ortasında boşluk bulunduğunu dışardaki birinin içeride olanları rahatlıkla görebileceğini anlattı bana. İzler aradan üç gün geçtiği için işe yaramaz hale gelmiş. Bir anlamları olabilir de olmaya bilirdi. Neyse vatsın, voluçta başka bir şey bulabileceğimizi sanmıyorum.

Buradan çok küçük bir mahsule elde edebildik. Bakalım Londra'da daha başarılı olabilecek miyiz? Ne var ki, voluç istasyonundan ayrılmadan önce yine de hasadımıza bir şey daha eklemeye başardık. Bilet kişisindeki Meymur, Kadoghan Vesti ki onu çok iyi tanırmış, pazartese gecesi 815 London beriç trenine binerken gördüğünü söyledi. Yalnızmış ve 3. evkiyi bir gidiş bileti almış. Meymur genç adamın heyecanlı ve gergin haline çok şaşırmış. Vest o kadar tetiriyormuş ki parasının üstüne almakta zorlanmış. Meymur ona yardım etmek zorunda kalmış. Tren kalkist saattirir çizelgesine baktığında, nişandısını saat 730'da bırakam Vest'in bilmiş olduğu trenin, ancak ve ancak 815 treni olabileceği ortaya çıkıyordu. İkayeyi başlanalım vatsın. Dery Hormuz yarım saat kadar sessiz yoturduktan sonra. Seninle birlikte üstendiğimiz onca vakanın içinde, yerine bunun kadar zor oturan bir başkasının olduğunu sanmıyorum. Attığımız her yeni adımda, arkamızdaki adımlardan birini yanlış atmış olduğumuzu fark ediyoruz. Bunu aramın takdir edilecek bir takım gelişmeler kaydedemedik de değil tabii.

Volvisteki araştırmalarımızdan çıkanlar genel olarak kadogan Vest'in aleyhineydi ama penceredeki izler daha uygun bir varsayıma öneye kolabilir. Farz edelim ki yabancı bir casus, onunda temasa geçti. Bu öyle bir tehdit altında yapılmıştır ki, adam konuyla ilgili tek bir söz edemediği ise de, düşüncelerini içinde saklamakta zorlandı. Bunun nişandısına yaptığı küçük açıklamalardan alnıyoruz. Güzel. Sonra Farz edelim ki, genç bayanlı tiyatroya gittiği akşam sizin içinde yine bu casusu görmüş olsun. Hem de ofise doğru giderken, tezcanlı bir adamdı, hızlı karar veren biri. Her şeyden önce görev bilinciyle adamı takip edip pencereye ulaştı. Belgelerin çalındığını gördü ve hırsızın peşine düştü. Böylece kopyalarını çıkarabilecek birinin orijinalleri çalmayacağı varsayımını da doğrulamış oluruz. Oysa dışarıdan gelen bu adam orijinalleri almalıydı. Buraya kadar tamam. Sonra kağıdım ne? Asıl zorluklar işte burada başlıyor. İnsan, kadogan veistin böyle bir durumda öncelikle hırsızı yakalayıp ortalığı ayağa kaldıracağını düşünmek istiyor.

Genç adam neden böyle yapmadı? Keğrıtları çalan kişi yüksek kademeli meyimurlardan birimiydi. Bak bu, veistin hareketlerini açıklardı. Yoksa, şef, sizin içinden veste bir not mu verdi de genç adamımız ondan önce Londra'ya yetişmek için hemen yol açıktı. Son derece önemli bir not olmalıydı yoksa hiçbir şey söylemeden nişanlısını orada öylece bırakmazdı. Evet, buradan itibaren kokuk hayv oluyor. Her iki varsayımda da, veistin, cebinde yedi keğatla bir şehir içitirinin çatısında yatmasa arasında kocaman bir boşluk var. İç güdülerim bana diğer uçtan çalışmaya başlamamı söylüyor. Microsoft istediğim adres listesini bize yolladıysa belki adamımızı seçip bir yerine iki izin takibine başlayabiliriz. Bk' sokağında bizi gerçekten de bir not bekliyordu. Hükümetin hükalağlarından biri onu bizzat getirmişti. Holmes nota bir göz attıktan sonra bana fırlattı. Küçük serseriler sürüsüne bereket. Bu kadar büyük bir işi üstlenebilecek ise çok az insan var. Kafayı ormaya diyecek kişiler,

Grit George Sokığı 13 numarada oturan Adorf Mayer. Noting Hill, Campton Conor'ında kalan, Lewis LaRotter ve Kensington. Carlfield Gardinstan, Hugo Aburstindir. Bu sonuncusu pazartesi günü şehirdeymiş, hemen ardından da Londra'dan ayrılmış. Bir uşık görmüş olduğuna sevindim. Kabeğine büyük bir heyecan içinde raporunu bekliyor. Merkezden dele geler gönderildi. Gerekirse tüm hükümet arkanda olduğunu belirtiyor. Microsoft. Bu konuda artık yapılacak bir şey kalmadı. Didi Holmes, gülümseyerek, Londra'ya gösteren büyük bir haritayı açmış meraklayınceliyordu. Bak bak, dedin eden sonra sesinde bilirgin bir memnuniyetle. Nihayet işler bizim istediğimiz yönde gelişmeye başlıyor. Ne diyeceğim vatsın? Bu bakaya her şeye rağmen başarıyla tamamlayacağız galiba. İyi ceneseliner ek, eliyle oğumuzu mavurdu. Ben şimdi dışarı çıkıyorum. Zihinsel bir alıştırma o kadar. Güvenilir dostum ve tariçim yanımda olmadan ciddi bir şey yapmam. Merak etme. Sen burada kal. Ben muhtemelen bir iki saat içinde dönerim.

Daha uzun sürerse bir kalen ve kevhat al. Hükümet'e nasıl kurtardığımızın hikâyesini yazmaya başla. Homsün neşesi bana da bulaştı. Çünkü çok iyi bir sebebi olmadan her zaman ki ciddiyetinden bu şekilde uzaklaşamayacağını biliyordum. O kasıma akşama boyunca heyecandan yerimde duramaz bir şekilde dönüşünü bekledim. Ama onun yerine saat dokuzdan hemen sonra bir mesajla birlikte bir ulaak geldi kapımıza. Kensikton Glowstur caddesinde gegoldünün restoranında akşam yemeği yiyorum. Lütfen bana katıl. Yanında bir levye, kapaklı bir gazlanması, bir keski ve tabancanı da getir. Şarlako Anus. Saygın bir vatandaşın siz kaplı karanlık sokaklarda taşıması için çok güzel bir teçizzattı doğrusu. Hepsi ne paltumun içine gizlemeye çalışarak verilen adresa doğru acele ile yola çıktım. Dostumu gösterişte İtalya'nın restoranında yuvarlak küçük bir masa da oturur buldum. Bir şey yedin mi? Kahve ve portakal bir göründe bana katılırsın herhalde. Resoranın prolarından dene bir tane. Düşün düğümden daha zararsızlar.

Sende istediğim şeyleri getirdin mi? Burada paltumun içindeler. Mükemmel. Yaptıklarımı kısac özetleyeyim ki, bizi bekleyen görevi anlayabilesin. Evet, sanırım senin de bildiğin gibi genç adamın cesedi, vagonun üzerine yerleştirilmişti. Bu kadarı, bir vagondan değil de tepesinden düşmüş olması gerektiğini anladığım anda belli olmuştu. Peki vagonun üzerine bir köprüden filan düşmüş olamaz mı? Bana kalırsa öyle bir şeyin olması imkansız. Trenlerin çatılarını incelersen, hafifçe yuvarlatılmış olduklarını üstlerinde tutunacak hiçbir şeyin olmadığını görürsün. Hit çekinmeden genç, kadagan, vestin oraya kasıtlı bir şekilde yerleştirildiğini söyleybiliriz. Nasıl yerleştirilebilir ki? Cevaplanması gereken soru oydu zaten. Tek bir yolu var. Metro bildiğin gibi, Westend civarında bir sürüliğine tünellerden çıkıyor. Oradan geçtiğimde hemen üst depencereler görmüş olduğuma dair bir şeyler hatırlıyordum hayalmeyel. Trenin o pencerilerin altında durakladığını düşün,

çatısına bir ceset koymak zor olur muydu? Bana sorarsan hiç olası görünmüyor. Eski varsayımımızı hatırlayalım. Diğer ihtimaller boş çıkınca, ne kadar olanaksız görünürse görünsün, geriye kalanı ihtimal her zaman doğru olanıdır. Bu vakada da diğer bütün ihtimaller boş çıktı. Kısa süre önce Londra'dan ayrılmış olan casusun Metro'ya bakan evlerden birinde yaşadığını öğrendiğimde o kadar memnun oldum ki, sen bile neşeli halime şaştın. A, onun için miydi? Evet, onun içinde. Carl Fildt Gardens 13 numara da oturan by Hugo Oberstein yine edepimdi. Rotama Gloucester Road Station'ından başladım. Yardım sever bir memur, benimle birlikte hat boyunca gelip Carl Fildt Gardens'ın arka pencerilerinin railara baktığını, daha da önemlisi, Metro'nun tiran yoluyla kesişmesi sonucu, tam da o noktada bazen, daki kalar boyunca beklemek zorunda olduğunu öğrenmemiz haladı. Harika bir şey, Holmes, olayı çözdün. Şimdilik, şimdilik vatsın.

İlerledik ama hedefimiz hala uzak. Neyse, Carl Fildt Gardens'ın arka tarafını gördükten sonra ön tarafına da uğrayıp, kuşun gerçekten de yuvadan uçmuş olduğu konusuna emin oldum. Adamın kaldığı yer, binanın üst katlarında bulunan büyük bir daire ve gördüğüm kadarıyla da mobiliyası. Oberstein orada, büyük bir ihtimalle suç ortada da olan tek bir uşağakla yaşıyordu. Unutmamamız gereken şey, Oberstein'ın malını satmak için anakaraya geçtiğidir. Tutuklanmak orkusundan değil, evinin aradan bileciği aklının ucundan bile geçmiyordu. Oysa yapmak üzere olduğumuz şey, tam olarak bu. Bir arama emri çıkarsak da olayı yasallaştırsak, elimizdeki kanıtlarla olmaz. Ne bulmak umuduyla gidiyoruz? Bunlar önceden söylemek imkansız. Bundan hiç hoşlanmadım, olums. Sevgili dostum, sen sokaktan övet tutabilirsin. Yasadışı işleri ben hallederim. Boşarcı yıcak zamanımız yok. Microsoft'un notunu düşün. Haber bekleyen üst seviye yetkilleri, donanmayı, kabineyi düşün. Gitmek zorundayız başka çaremiz yok. Cevabın masadan kalkmak oldu.

Hakkası'n olums gitmek zorundayız. Holmes ayağı fırlayıp elimizdikti. Sondaki kadar korkup kaçmayacağını biliyordum. Dedi. Bir an için gözlerinde şefkate benzer bir şey bilirmiş teyse de bir saniye sonra tekrar eski mantıkçı güçlü Holmes olmuştu. Nere deyse bir kilometrelik yol ama acelemiz yok. Yürüyelim. Dedi. Yanındaki eşyaları düşürmür lütfen. Şüpheli şahıs olarak tutuklanman büyük bir şansızlık olur. Kalfilde gardınız. Victoria döneminde London'ın batı yakasında her yeri dikilen Düs sütünlü revaklı binalardan beri idi. Yanındaki evde bir çocuk partisi olmalı idi. Genç seslerden neşeli bir koro ve piyano sesi yankılanıyordu. Gecenin içinden. Hala siz vardı ve bizi gözlerden saklamak için elinden geleni yapıyordu. Holmes lambasını yakmış, kocaman kapıya bakıyordu. Bu önemli bir engell. Dedi. Kilitli olduğu gibi sürgülü dürde sanırım bodrumdan girmeye çalışsak daha iyi olacak. Böylece meraklı bir polis memuru gelecek olursa ruhu bile duymaz. Şuradan aşağıya inelim.

Bir dakika kadar sonra ikimiz de binanın bodrumundaydık. Karanlık gölgelere henüz sığınmıştık ki, yukardaki sesin içinde bir polisinin hızlı adımları duyuldu. Sesler uzaklaşınca Holmes arka kapanının üzerinde çalışmaya başladı. Kilide iyildi ve çok geçmeden de yüksek bir çatırta işleyinde kapı ardına kadar açıldı. Kapıyı arkamızdan kapayarak karanlık bir geçede dalık. Holmes ön de ben arkada kıvrımlı halısız merdvenlerden yukarı çıktık. Sarı küçük işi alçak bir pencereye aydınlattı. İşte geldik vatsın burası olmalı. Pencereye ardına kadar açtığı anda kısık sesli, kaba bir mirultaya benzer bir ses geldi kulağımıza. Giderek yükseldi ve sonunda tiren altımızdaki karanlıkta büyük bir hızlığa kıp geçti. Holmes ışığını pencereden aşağıya sarkıttı. Eşik geçen lokomatifin çıkardığı isten simsiyah olmuştu. Ama bazı yerlerde bu siyahlıktı almış silinmişti. Cese de burada bekletmiştir işte. Hey hey hey vatsın bu da ne? Bir kan izi olduğundan hiç şüpe yok.

Pencereinin çevresinde görülen silik bir lekeyi gösteriyordu. Merdven üzerinde de bir damla var. Kanıtlarımız tamam. Bir tren durana kadar bekleyelim. Bekle işimiz uzun sürmedi. Gelen tren tıpkı bir önceki gibi tüneldem fırladı. Ama sonra yavaşladı ve inlayan frenlerle hemen altımızda durdu. Vagonların çatısı ile pencerenin arasında bir metre bile yoktu. Holmes pencereyi kapattı. Buraya kadar aklı çıktık dedi. Ne düşünüyorsun vatsın? Bir şaheser daha başarılı olduğun bir zamana hatırlamıyorum. Bu konuda sana katılamam. Cese de vagonun çatısında olduğunu anladığım anda ki bu o kadar da zor değildi. Geri siz zaten aydınlanmıştı. Ciddi sonuçları olan bir vaka olmasa bu noktaya kadar yaptıklarımız önem siz sayılacaktı. En zor aşamaları henüz bitirmedik. Ama belki de bize yardımcı olacak bir şeyler bulabiliriz burada. Mutfak merdiveninden aşağın ip ilk katdaki odaları dolaştık. İlk baktığımız yer bir yemek odasıydı ve içinde kayda değer bir şey yoktu. İkinci odada bir yatak odasıydı ve o da boş çıktı.

Son o da daha ümit verici görünüyordu ve dostum ayrıntılı bir araştırmaya girişti. Besbellik çalışma odası olarak kullanılan mekan, kitaplar ve gazetelerle dolu taşıyordu. Holmes, seri bir şekilde çalışarak çekmeceleri, dolapları, teker teker boşalttığı sadar, ciddi gözlerine başarının parıltaları gelmedi. Bir saatlik bir çalışmanın ardından hala başladığımız yerdeydik. Kurnaas dilki bütün izlerinin üzerine örtmüş. Dedi Holmes. Onu suçlamaya yarayacak hiçbir şey bırakmamış. Tehlikeli mektupların tüm yaya yok edilmiş ya da götürülmüş. Son şansımız bu. Yazım asasının üzerinde duran küçük bir metal kutudan bahsediyordu Holmes. Onu keski ilaçtı. İçinde üstleri rakam ve hesaplarla dolu rulo halinde birkaç kıyatı vardı. Subasıncı ve basıncı odası gibi kelimelerin sürekli tekrar edilmiş olması bir deniz altıyla iniltili olabileceğini gösteriyordu. Ama Holmes sabırsız bir şekilde hepsini yanafırlattı. Su da iki gazete küpürleriyle dolu bir zarf kalmıştı sadece. Onları masanın üzerine boşaltır boşaltmaz.

Yüzünde umutlarının yükseldiğini gösteren bir heyecan belirdi. Bu nedir vatsın? Ha? Nedir? Gazetelerden birinin ilan sayfasında çıkmış bir dizi mesaj. Hariflere ve kullanılan keada bakılırsa değil de telegraphın şikayet köşesi. Tarih yok. Ama mesajların arasında belli bir ilişki var. İlk gibi olmalı. Haberini daha önce almayı bekliyordum. Koşullar kabul edildi. Kartta verilen adrese yaz. Pierrot. Sonraki mesajla şöyle. Anlatılamayacak kadar karmaşık. Tam rapor lazım. Malları getirince burada sana bir şeyler var. Pierrot. Son aşu. Zaman darılıyor. Sözleşme imza alanmadığı taktirde teklifi geri çekmek zorundayım. Mektuplar andeval. İyilanda doğrulayacağım. Pierrot. Sonuncusu. Pazartesi 9'dan sonra kapıyı 2 defa açal. Sadece sen ve ben. Bu kadar şüpheci olma. Mallar teslim edilince nakit ödemeye yapılacak. Pierrot. Her şeyi tutaraklara geçmiş vatsın. Diğer taraftaki kişiyi bir bulsak. Holmes derin düşüncelere daldı ve parmaklarını

basanın üzerinde takırda tarak bir süresizsizci oturdu. Sonunda ayağı fırladı. Evet, belki de o kadar da zor olmayacak. Burada yapılacak bir iş kalmadı vatsın. Şimdi, deli telegraphı uğrayıp güzel bir iş gününe son nokta ikoyalım. Artesi gün Microsoft Holmes ve Least Rate kahvaltıya davet edildi. Ve Holmes bir gün önce yaptıklarımızı onları anlattı. Müfettiş yaptığımız soygununu itirafını dinledikten sonra kafasını sağladı. Biz merkeze bağlı olduğumuz için böyle şeyler yapamıyoruz by Holmes. Dedi. Bizi aşan sonuçlar elde etmenize hiç şaşırmamak gerek. Ama bir gün fazlayları gidecek ve kendi başınızı da dostunuzun başını da belaya sokacaksınız. Her şey İngiltere içinde ilmi vatsın. Ülkemiz için canımız feda. Ama söylesene Microsoft. Yapıklarımızda ilgili senle düşünüyorsun. Mükemmel Sherlock hayranlık uyandırıcı ama sonucunda bir şey elde edebilecek misin? Holmes, masanın üzerinde duran deli telegraph gazesini eğlenil aldı. Pierrot'un bugünkü mesajını gördün mü?

Ne? Bir tane daha mı var? Evet, işte burada. Bu gece aynı saatte aynı yerde. Kapıya iki kere vur. Son derece önemli. Hayatın tehlike de. Pierrot. İnanılmaz diye haykırdı Leastred. Mesaja göre hareket ederse adamımızı yakaladık demektir. İlanı verdiğimde aklımdaki de buydu zaten. İkiniz de saat sekiz civarı bizimle birlikte Kavvül Gardınsa gelseniz iyi olur. Belki çözüme biraz daha yaklaşabiliriz. Sherlock Holmes'un en ilgin çözelliklerinden biri. İşe yarayacak herhangi bir şey yapamayacak konusunda ikna olduğunda kendini önemli olaylardan tamamen soyutlayıp tüm düşüncelerini daha hafif işlere yönertebiliyor olmasıydı. O unutulmaz günün tamamı boyunca Lasus'un polifonik ilahileri üzerine bir incelemeye gömülüp diğer her şeyi bir yana bıraktığını çok iyi hatırlıyorum. Bana gelince kendimi o şekilde soyutlama gibi bir yeteneğim olmadığı için gün sanki sonsuza kadar sürecekmiş gibi gelmişti.

Olayın ulusal önemi, hükümetle yaşanan gerilim dolu bekleyiş ve sonucunu iple çektiğimiz deneyin kendisi bütün bunlar sinirimi iyice gelmişti. Nihayet hafif bir akşam yemeğinden sonra işe koyulabileceğimizi öğrendiğimde üstümden büyük bir yük kalkmıştı. Least Red and Microft, Gloucester Road istasyonunda buluştu bizimle. Bir gece önce buraya geldiğimizde Oberstein'ın Bodrum kapısını açık bırakmıştı. Ama Microft Holmes kesin bir şekilde trabzanı tırmanmayı reddettiği için ben içeri girip ön kapıyı açmak zorunda kaldım. Saat 9 olduğu da hep birlikte çalışma odasında oturmuş, sabır içinde adamımızı beklemeye koyulmuştuk bile. Bir saat geçti, sonra bir saat daha. 11 de çalmaya başlayan kilise çanının ölçülü çınlamaları umutlarımızın tükenişini haber veriyor gibiydi. Least Red and Microft yerlerinde kıvranıyor, dakikada iki kez saatlerine bakıyorlardı. Holmes gözleri yarı yarıya kapalı, sessiz, sakin ama duyuları tetikte oturuyordu.

Ansızın kafasını kaldırdı. Geliyor, dedi. Sessizce gürüyen biri geçmişti, kapının önünden. Şimdi ise geri geliyordu. Kapının önünde durduğunu ardından da kapıya iki kez vurduğunu duyduk. Holmes olduğumuz yerde kalmamızı işaret ederek kalktı, kapıya gitti. Holdaki lamba, sadece kendisine idinlatacak kadar kısılmıştı, kapıya açtı, karanlık bir şekilde yanından geçip eve gelince de arkasından kapıyı sürgüledi. Bu taraftan, dediğini duyduk ve bir saniye kadar sonra adam önümüzdeydi. Holmes hemen arkasından gelmişti. Adam şaşkınlıkla hikrara karkasına döndüğünde onu yakasından tuttuğu gibi tekrar odanın içine gitti. Ziyaretçimiz dengisini toparlayamadan Holmes kapıyı kapatıp önünü kesmişti bile. Adam etrafına baktı, sendeledi, sonra da baygın bir şekilde yere düştü. Düşün şu netkisiyle geniş kenarlaşap kısı uçup gitti, yüzünü örtene atkı boyundan indi. İşte orada, karşımızda, hafif sakalları, yakışıklı yüzüyle al bay valentin Walter'ı yatıyordu.

Holmes şaşkınlıkla ıslı götürdü. Bu sefer tam anlamıyla affalladığımı yazabilirsin matsın, dedi, bekli değilim kuş bu değildi. Kim bu diye sordu mikroft heyecanlı? Geçen hafta ölen deniz altı departmanının eski başkanı Sörceyems Walter'ın kardeşi. Evet, evet eksik parçaların yerini oturduğunu görebiliyorum. Kendine geliyor, sorgulamasını bana bıraksanızı iyi olacak. Baygın adamı koltuğa taşımıştık. Şimdi yattığı yerde doğruldu. Deşşet dolu gözlerle etrafına bakındı. Ve gördüklerine inanamaz halde elini alnında dolaştırdı. Neler oluyor diye sordu. Ben Bayober Şahin'i görmeye gelmiştim. Her şey bitti, al bay Walter, dedi Holmes. Bir İngiliz beyefendiysinin nasıl olduğuda bu şekilde davranabildiğini kesinlikle anlayamıyorum. Ama Oberçten ile mesajlaşmanızdan tutun da kadogan ve estin ölümünü hazırlayan koşullara kadar birlikte yaptığınız her şey tarafımızca biliniyor. Size tavsiyem pişmanlık ve iyi tıraflak küçük de olsa kendinize bir itibar sağlamaya çalışmanız olacak.

Sonuçta sadece sizden öğrenebileceğimiz birkaç ayrıntı daha var hala. Adam inleyip yüzün ellerine gömdü. Bir süre bekledik ama o sessiz kaldı. Sizi temin ederim ki, dedi Holmes. Önemli olan her şey zaten biliyoruz. Paraya ihtiyacınızın olduğunu, ağabeyinizin taşıdığı anataların birer kopyasını çıkarttığınızı, mektuplarınızda değili telegraph gazdesinin ilan sayfası vasıtası ile cevap veren o bir iş teylemesajlaşmaya başladığınızı biliyoruz. Pazartesi gecesi sizin içinde ofise gittiğinizden, sizden şüphelenmek için büyük bir ihtimalle önceden de bir sebebi olan kadogan ve estin, sizi görüp takip ettiğinden de haberdarız. O hırsızlığı gördü ama kevhatları Londra'daki ağabeyinize götürüyor olabileceğiniz için ortalığı ayağa kaldırmaktan çekindi. İyi bir vatandaş olarak bütün özellişlerini arkada bırakıp, sizin içinde sizi takip etmeye başladı ve bu eve vulaşana kadar da peşinizi bırakmadı. Sizi de ilk olarak o zaman araya girip durdurmaya kalktı ve işte o zaman albayvaltır,

o zaman hırsızlık suçuna çok daha korkunç bir suç olan cinayeti de eklediniz. Hayır yapmadım, yapmadım, tanrının huzurunda yemin ederim ki ben yapmadım, diye bağırdı adam. Açınacak haldeydi. O halde tren vagonun üzerine koymadan önce yemin ederim anlatacağım. Söylediğiniz diğer şeyleri yaptım, itiraf ediyorum, tıpka anlattığınız gibiydi. Ödenmesi gereken bir senet borcum vardı, paraya ihtiyacım vardı, o bir işten bana beş minstitalin teklif etti, iflasdan kurtulacaktım o parayla, ama cinayet konusunda en az sizin kadar masumum. Peki neler olup bitti o halde. West daha öncede benden şüphelenmişti ve demin söylediğiniz gibi beni takip etti. Kapıya geldiğimiz anakta, hiçbir şeyin farkına varmamıştım. Siz çok yoğunlu, üç metre ötesini bile göremiyordun. Kapıyı iki kez vurmuştum, o burstayında kapıya gelmişti. Genç adam birden bir esesin içinden fırlayıp kevıtlarla ne işimizin olduğunu sordu. O burstayının topuzlu bir bastonu vardır.

Hep yanında taşıdığı tek silahıdır bu. West arkamızdan eve zorla girince o burstan bastonu kafası ne indirdi. Ölümcül bir vuruştu. Genç adam birkaç tekikay içinde hayatını kaybetmişti. Orada, holun ortasında yatıyordu ve biz ne yapacağımızı düşünmekten çıldırmak üzereydik. O burstayının aklına penceresinin altında duraklayan tirenler geldi. Ama önce benim getirmiş olduğum kağıtlara inceledi. Üçünün çok önemli olduğunu onlar almak zorunda olduğunu söyledi. Onları alamazsın, diye atıldım. Geri götürmezsem bulmuştuk korkunç olaylar patlak verir. Onları almam gerekiyor. Tamamen teknik belgeler olduğu için kızlı bir şekilde kopyalanmaları imkansız. Dedi o burstayın. Yine de bu gece hepsi geri dönmüş olmak zorunda diye cevap verdim. Bir süre düşündü. Sonra da buldum diye haykırdı. Üçünü ben alacağım. Dedi. Diğerlerini de bu genç adamın cebine koyacağız. Onu bulduklarında suç onun üzerine atılacak. Daha iyi bir çözüm göremediğim için söylediği gibi yaptık. Bir tiren durana kadar pencerede yarım saat bekledik. Sizin sayesinde görünmez sayılırdık

ve vestin bedenini trenin üzerine bırakmakta hiç zorluk çekmedik. Evet, benim bildiklerim bu kadar. Peki A'a beyiniz. Hiçbir şey söylemedi. Ama bir keresinde bende ki ana atarları görmüştü ve sanırım şüphelenmişti. Gözlerinden okuyordum şüphesini. Bildiğiniz gibi sonradan da bir daha başıdıklı olaşamadı. Odayı bir sessizlik kapladı ve sonunda ilk konuşan mikroft hornum oldu. Olayları düzeltemez misiniz? Hem vicdanınızı, hem de cezanıza affifletirdi. Ne yapabilirim ki? O burstayın ve kevhatlar nerede? Onu söyleyin. Bilmiyorum. Size bir adres vermedi mi? Paristeki hotel de Laura gönderilen mektupların eninde sonunda kendisini ulaşacağını söylemişti. O halde hala düzeltebileceğiniz bir şeyler var. Deli şarlıklarınız. Elimden gelen her türlü yardımı hazırım. O adama karşı bir iyilik borçlu değilim. Benim hayatımı mahvetti. Kevhat ve kalemi alın masaya oturun ve söylediklerimi yazın. Zarfin üzerine vereceğim adresi ekleyin. İşte böyle. Şimdi mektubu başlayın.

Saygı daer beyefendi. Yaptığımız alışverişte son derece önemli bir ayrıntının eksik kalmış olduğun anlamış olmanız gerekirdi. Planı tamamlayacak son bir kopya var elimde. Ne var ki bunu çıkarmak için kendimi riski attım ve 500 sitellenlik bir avans daha istemek zorundayım. Planı postaya veremem ve karşılığında ne kit paradan da başka bir şeyde kabul edemem. Yurt dışında sizi görmeye gelebilirdim ama şimdi ülkeyi terk edersen şüpheleri üzerime çekerim. Cumartesi öğülen Çerin kurosotelinin lobisinde sizi bekliyor olacağım. Sadece ingilisi sitelleni yada altın kabul edeceğimi unutmayın. Çok güzel oldu. Adamımızı yakalamamaza yardım etmezse çok şaşırırım. Söylediği gibi oldu da. Hayatının darbesine tamamlama hevesi içindeki obos dinin, yemi yutması ve 1-İngili sapisanesinde 15 yıl geçirdiği tarihi yazıldı. Ülkelerin çok ez resmi tarihten kat ve kat ilginç ve gizli resmi olmayan tarihine tabii ki. Paha bir çilmez buruz partink donpulanları obos dinin sandığında bulundu. Onları Avrupa'nın

tüm büyük kentlerinde açıkarttırmaya çıkarmıştı. Albayboltur cezasının ikinci senesinin sonlarına doğru hapis anede öldü. Hönüse gelince o yeni bir hevesle lasusun polifonik ilahileri ilgili yazısına döndü. ki bu yazı daha sonra basıldı da. Uzmalını söylediğine göre konuyla ilgili son noktayı koyuyormuş. Birkaç hafta sonra tesadüfen dostumun bir gününü winc sorda geçirdiğini öğrendim. Döndüğünde boynunda harkülade güzellikte zümrüt bir kravati inesi vardı. Onu satın alıp almadığını ve bir hamfendinin küçük bir meselesini halletme şansını elde etmiş olması karşılığında kendisini hediye dinmiş olduğunu belirtti. Başka bir şey anlatmadı ama o hamfendinin onurlu bir ismini tahmin edebiliyorum. Ve zümrüt ineninde dostuma her zaman buruz partink donpulanlarıyla ilgili vakaya hatırlatacağından pek kuşkum yok.

More episodes

More from Sherlock Holmes

View all episodes →