Skip to content
TrackPodcasts
artsFeb 26, 202626:05

Yalın Mimarlık'ın güncel üretimleri

About this episode

Ömer Selçuk Baz ile Yalın Mimarlık'ın güncel sergisi, kitabı, öğrenci buluşmaları vesilesiyle bir araya geldik; farklı üretimleri ve paylaşımları üzerine konuştuk.

Get every episode summarized

Each time Açık Mimarlık publishes, we email you a written briefing from the transcript — the topics, who appeared, and any specific claims, with the ad reads skipped.

Email me new episodes

Free for 3 shows. No card needed.

Transcript ready

403 searchable segments. Every word is indexed and playable.

Yalın Mimarlık'ın güncel üretimleri

Açık Mimarlık

0:00
26:05

Full transcript

Açık MimarlıkYalın Mimarlık'ın güncel üretimleri. Machine-transcribed; use the interactive transcript above to jump the player to any line.

Merhaba açık bir imarlı dinlemekdesiniz banyamın yıldırım. Banyaman san Cenk Tereli. Sevgili Ferya Kabil'de bizlere teknik basadı, destek olmakta sevgili konumuz Ömer Sarpçıbaz Studio'da bizimle birlikte Cenk bize izmirden telefonuna bağlanıyor. Hoş geldin. İyi ki geldin. Dolu dolu geldin. Epeyce konuşacak konumuz var. Bu programda. İyi ki geldin. Sevgili Selçuk. Hoş bulduk. Merhaba. Tavvet için teşekkür ediyorum. Sizlerle olmak çok iyi. Açık radyo dolamak ayrıca çok iyi. Burası harika bir yer. Merhaba. Evet. Epe yonsun. Bunca yonluğunlarasında geldiğinde çok mutluyuz. Çünkü bir yandan pek çok projen var. Bir yandan öğrencilerle buluşman var. Bir gün arıyorum. Kayseri desin. Ertsi gün uçağı yetişmek için yoldasın. Epeyce yonluğun bir programın var. Biz çok teşekkür ederiz.

Bize vakit ayırdığın için. Kucamızda konuşacak bol bol güzel üretimlerinin olduğu için de. Konuşalım istedik. Selçuk biz en son proyemizesi açıldıktan sonra konuk etmiştik. Ve o program çok güzel tepkiler almıştı. İnsanlar demiştik ki o kadar güzel konuştunuz ki arabaya atlayıp hafta sonu ömrüzesini görmeye gitmek istiyorum. Bir de tabi radio programını şöyle bir özelliği de var. Biz görsel gösteremediğimiz için konuşurken dinleyenlerin kendi haftalısında canlandırmasına sebep oluyoruz. O kadar güzel anlatmışsın ki bana gelen yorumlara göre insanların gözlerinde oldukça ilgi çekici birtakım görüntüler canlanmış. O zamanlar tabi çok yeni açılmıştı. Belki böyle bir iki hafta olmuştu. Bugün de hem başka projelerin var. Yeni yeni tamamlanan. Onların her biri için birer program konuşmamız gerekecek ama bir güzel sergin kitabın ve başka gezilerin etkinliklerim var. Mümkün mertebe konuşacağız. Ben hemen böyle birkaç hafta önceye sarmak istiyorum. Sen de bu buluşmamızdan önce birşey taşta akar etlerde bir yılın mimarlığın sergisi açıldı.

Ve oraya gittiğimde mimarlık öğrencileriyle dolu inanılmaz kalabalık bir salonda kendim buldum. Herkes seninle sohbet ediyordu, kitapları imzalatıyordu, birbirlerle projeler tartışıyordu. Ne bana çok iyi geldi. Uzun süredir bu kadar canlı bir mimarlık sergisinde bulunmamıştım. Özellikle o öğrencilerin işten ilgisi çok çok güzeldi. Belki o sergiyle konuşmaya başlayabiliriz. Yalın mimarlık ne oldu? Nasıl akar etlere taşındı? Sence nasıl doğrudaki ortam? Yani aslında şöyle demem herhalde yanlış olmaz. Biz böyle epey öyle görünme sekti. İşte utangaç bir o ofisizler bunu böyle söyleyebilirim. Ben de o kadar göründüğüm kadar da dışa dönük birisi değil. Normalde işimizi de gücümüzü değil. Mimarlık yapmaya çalışıyoruz. Yapabildiğimiz kadar. Ama şöyle bir şey fark ettim ben epey bir zaman önce. Yani bu yaptığınız ettiğimiz şeyler. Sonunda böyle yapılar olarak tezahevrediyorlar.

Bazen de işte çok böyle mimarlık okullarını çok merak ettiği bir çerik oluyor. Gidip bunu nasıl yapmaya çalıştığımızı onlara anlatıyoruz. Ama gerçekte bir mimarlık ofisinin içinde dönüp duran hikayeleri olmayanları, olanları, onların nasıl geri döndüğünü bazı böyle aşır açmazlı dünyaları nasıl çıkmazlara geri dini. Hiçbir zaman insanlar bilmiyor. Zaten belki de çok da ilginç bir konuda değildi. Ta ki işte şöyle bir şey yapsak mı dediğimiz noktaya kadar. Bütün bu dünyayı yani daha çok çizimler ve analok ağırlıklı olmak üzere maketler, üç boyutlu, nesneler, çeşitli böyle arazilerden yerlerden toplamış taşlar, ağaç kabukları işte yıllarca tutunmuş böyle tuhaf bazıları içerisinde böyle bakkalisapları, maaşlar nasıl ödencek tonlarından, notların olduğu böyle defterler. Ama böyle duvarlara sanki diyebilirim. Eğer önceki gün açmışız gibi ama tabii ki öyle değil böyle bir plan dahilinde serdik.

Buraya nasıl geldik? Aslında buraya bir kere de gelmedik. Daha çok şöyle bir yerden geldik. Bu kendini anlatmakla alakalı zaten bilmeden böyle tutturduğumuz bir yol vardı. O yolda şöyle bir yoldu daha çok böyle çeşitli böyle projelerin sunuşlarında o senin de gelip böyle sergi de gördüğüne benzer biz böyle sofralar kuruyorduk o fiste. Yani gelen iş verenler, işte ne bileyim bir müze yaptıracaklar ya da efendime söyleyeyim. Bir konut projesi yaptıracaklar. Şöyle bir yerle karşılaşıyorlar. Yani bir masa dolusunca yapım azemeleri var, çeşitli böyle tuhaf koleksiyonlar var. Bir masa dolusunca da böyle eskizler maketler, bir şeyler var. Yani böyle yemeye geliyor gibi ama yiyemeyecekleri tuhaf sofralara oturuyorlardı. Ve bu çok ilginç biz çok seviyorduk böyle onları şaşırtmayı. Hiç digital bir çoğunlukla ilk sunuşlarda içeriğin olmadı. Böyle bizim böyle tuhaf dönüp duran zihinimizin içerisindeki hikayeleri onlara da anlatıyorduk. Yani çünkü hep şöyle oluyordu normalde bunu bir kere de böyle yapmadık ama

hep sonuncu anlattığımız için oraya nasıl geldiğinizle alakalı olan yolu göremiyorlardı. Aman da bizim nerelerden vazgeçtiğimizi de tamamlamıyorlar. Ve ne kadar çok bu konuya ehemmiyet verdiğimizi de anlamıyorlar. Ama bu masalar açılınca ben bunu çok etkileyici bir şey olduğunu gördüm. Sonunda şöyle bir yere gel. Ya bunu zaten yapıyorsak mesela manisayla ilgili işte bir circle'da bir sergimiz olmuştu. Büyük bir masa bütün bu mazemeye oraya dökelim. Açalım. İnsanlara şeyi gösterelim yani. Her şey mükemmel değil zaten mükemmel olmaktan de epe uzak bir sergiydi. Akaretlerdeki de öyle ama o kadar çol bir dünyanın içinde hareket ediyor zihin o kadar akışkan bazılarını böyle direkt bağlıyor, bazarını bağlayamıyor. Bütün o karma karışık dünyayı o masalara duvarlara sermek ve onun tepkileri benim çok hoşuma gitti. Çünkü o zaman ben gerçekten kendisi gibi olduğu gibi bir iletişimi kurabildiğimizi

düşündüm. Çünkü ben şeyle çok ilgili bir sim açıkçası gerçeklikle. Yani neyse ki o yüz nihayetinde biz böyle mükemmel bir mimark yapmaya da çalışmıyoruz. Ama kendine özgü bir tonu olsun ben çok hep arza ettiğim bir şeydir. Dolayısıyla o anlatı bana çok iyi geldi. Yani bunu bu şekilde olduğu gibi böyle bir çeşit ne diyeyim. İçinde kinde dışında doğru kıvırmak, açmak, görünür kılmak. Bazen her şeyi göstermek istemezsin ya. Ama bazen göstermek istemediğin şeyler de aslında tercih etmediklerini de yan yana koyduğun zaman. Başka bir anlam üretti. Dolayısıyla öyle bir yerden sonunda adım adım bu sergiye geldi. Yani bir kere de atılmış böyle bir sanki aşırı derece cesur bir adım gibi değil de. Ya bu olabiliyorsa o zaman bu eskizleri de bu duvarlara açsak acaba nasıl bir şey olur. Bir anda evet dediğin şey önemli. Mimarlık öğrencilerinde mesela buna duydukları iyiydi. Ama bir yandan ben mesela şöyle bir şey de çok hedefledim.

Yani Mimarlık öğrencilerinin dışında Mimarla yakın sayan kültür sanat ortamından. Ya da bu tür bir dünya ile iletişim kurabilecek. Daha alternatif fikir dünyasına sahip insanların böyle bir şey nasıl bakacağını da çok önemsedik. Ve şey gibi algılat var. İnanılmaz bir variyet var yani orada. Bir çeşit dedik var yani böyle bir çeşit şey gibi de kendisi. Enselatif bir karakteri da var yapılmış olan şey. Çünkü o kadar da böyle çol ve çok bir şey ki yani bir yandan böyle duvarlarda bir açıdan da bir akıl hastadığı gibi de duruyor. Yani bu kadar şeyini hiç izersin diye böyle bir şey yaptın. Çünkü tek başına da anlatamıyorlar dertlerinde. Yani Dolayısıyla bu anlam dünyası ve bu allegoriler. Görün çok da görünmeyen bir dünyayı Mimarlık namına. Mimarla'nın azıcık da dışında tutarak bir daha başka türlü anlatmaya çalışmak. Bana şey geldi. Provokatif ve iyi geldi.

Şunu söylemem lazım. Serginin küretörü, evvel zeyliya yüksel. Ve Harukulade'de bir aslında bir maketekibimiz var. Ofis de maketa tölyemiz vardı. Onlar sergiyi kurdular ve dün ütibari de topladılar. Şu anda maketler tekrar. Ofis deki yerlerinde eskizler de aşibde. Evet. Sergi sona ermeden konuşabilir miyiz diye biraz baktık. Fakat her ayın sonunda cenkle yaptığımız bugünden programında da seni konuk ettiğimizde Sergi kaçırmış olduk. Umuyorum başka vesilelerle ziyaret edemeyenler ederler. Sevgili cenkle ziyaret fırsatı bulamadı. Belki etmiş olan dinleyicilerimiz vardır. Etmemiş olanlar içinde ben onlara böyle bir kısa bir hayalitur çok hızlı bir şekilde yaptırmak istiyorum. Bu böyle bir yalın şeyler yalı mimarlığın sergisi olduğu için. Merak odaları ismiyle müsemmah. Zaten küçük bir yerde, küçük küçük odalarda. Merak odaları nadire kabineleri gibi. Sizin biraz dünyanınızda giriyor. Ve serginin bir yalı mimarlık şu yılda şu kişiler tarafından kurulduğu ilk projesi bu ikinci projesi bu.

Hiç böyle bir anlatma derdi yok. Ve farklı ölçekten maketler bir dolapta. Yani yanalar zaten girdiğinizde upuzun bir duvarda ilk sizi karşılayan. Senin zaten o benim çok hayran oldum. Farklı farklı çizimler, ren farklı yıllardan farklı eskizlerin bir yere geldi bir duvar var. Başka yerleri gittiğinizde detay çizimleri görüntüler, planlar çizimler, notlar hepsi birlikte farklı projelerden. Yani yanına tam bir böyle merak odaları olmuş. Hızlı bir turla ben bunu aktarmak istedim ama serginin böyle bir yalın mimarlığın kronolojik sırası ile ya da bütün cüld bir düşüncesini anlatma gibi bir derdi de yok. Bir yandan çok da merak odaları gibi sizin dünyanızı bir dalı verip çıktığımız bir de sergi olmuş oldu. Bana çok iyi geldi yani orda kalabalık insanların ilgisiye tartışmaları. Buradan biraz böyle cenkimde çok çok ilgilendi bir konu olarak bu çizerek düşünme meselesini girmek istiyorum. Belki sergilemek de senin bu türden bir düşüncenin bir parçası olabilir mi mesela? Yaz önce buraya gelmeden bir arkadaşımla konuşuyorduk.

Artık böyle çok çizerek düşünen mimarlar kalmadı galiba sizin dünyanızda diyordu. Sen bu konuyla ilgili ne düşünüyorsun ve bu çizerek düşünmüyor ya da yaparak düşünme senin hayatına nasıl bir yere geliyor? Ben bunu bir şey olarak görüyorum, bir iletişim aracı olarak görüyorum. Her türlü çok farklı yönlere doğru bir iletişim aracı. Öncelikle en önemlisi kendimle kurduğum bir iletişim aracı. Bir numara da yani ne bileyim hepimiz biraz günlük tutmuşuz dur. Ne bir canımı sıkılınca bir şeyler yazmışızdır defterimizi. Ben de yazan birisiğim ama yazmaktan daha çok mesela canım sıkılınca defter açıp bir şey çizmek. Bana çok iyi gelir ya da ne bileyim mesela bu defter açıp şu anda bulunduğumuz odayı çizmek. Açık radyo ya nasıl geldin buranın hisisini bir şekilde böyle kendi meşrebimce defterdeki bir sayfaya oturtmak. Benim bu anımı sabitlememesi hala. Birinci konu bir kendimle olan ve dünyayla kurduğum bir iletişim.

İkincisi de tabii ki iletişimin temel prensi bir başkalarıyla kurduğumuz iletişimler. Yani sana bir şey anlatmak için ya da işverenlerimize bir şey anlatmak için. İyi ya da ne bileyim beraber çalıştığım insanlara ya da dünyaya benden bir şey kalması için tarihler, notlar böyle. Kimisi metinli, kimisi böyle karışık bir kısım denemeler. Bunların hepsi bu şeyin için ben şöyle bakıyorum aslında prensip de bu bir çeşit dil. Yani sintaksa olan öznesi, tümleci yükleme olan, nasıl dizzersen ona göre bir anlam üretten Türkçe gibi, İngilizce gibi, yata başka köklere olan diller gibi evrasel üstelik bir dil yani. Çizmeyi ve onu okumayı bilen herkesle bunlar üzerinden iletişim kurabiliçin ve sadece mimarlıkla müsem malmaya başka pek çok alana da doğru kayan evrasel bir dil

ve en önemlisi de bence aslında yani kendi adıma ve bunu çok sevenlere dina söyleyebilirim. Zihnimizle dünya, fiziksel dünya arasındaki en kestirme yollardan da bir tanesi. Yani en kestirmesi belki an itibariyle şu anda yaptığımız gibi konuşmak çünkü çok hızlı geçiyor buradaki konu. Her zaman her söylenen aynı dil konuşsak bile aynı şekilde karşı aktarılıyor mu yansiyomu bilmiyorum ama çizmekte bunun başka bir türlüsü ve çok kendine özgü tonları ve kuralları olan bir dil. O yüzden mutlak suretli her mıyımların yapmak zorunda olduğu bir şey mi bence değil. Ama şeydir yani hoş bir yoldur kendini ifade etmek için. Hakikaten kendimle iletişim için de bir araç o hani düşünmesirasında kendine de bir şey göstermek ya da düşün düğün şeyi analiz edebilmek için çizmek bir şey.

Bir de zaten paylaşmakla ilgili bir tarafı da var galiba bir kısım notlar, bir kısım çizinler. Benden sonra da kalsın gibi böyle cümle içerisinde hızlıca geçtiğim bir şey söyledin. Bir de bunu paylaşmaya hevesli olmak yani sizin ofisin özellikle son zamanında meclalar kurarak mekyanlarda ya da zaten hareket halinde sürekli gidiyorsun, anlatıyorsun katılıyorsun. Böyle bir şey de var, o da çok güzel bir tat bırakıyor yani o da iletişimin başka bir boyut gibi. Çünkü ya çizimi ya da mimari maketi süreçlerinden bahamsız olan kişilerin görme ortamları çok fazla olmuyor işte aklıma şey geldi. Pelin dervişin düzenledi bir sergi vardı. Makiç sergisi. Evet, maket sergisi mesela. Yani orada da bir sürü farklı mimarın da bir ki işlerinden seçkiler vardı aralarında ama mesela şerke pekinin maketini, o maketlerin soyutluğunu

ve malzeme tercihindeki şey görünce mesela o mimara ya da mimarlık yaklaşımda da her de çok fazla şey öğreniyorsun. Ya da işte yakın zamanda ergini oluşuluş alışların bir tane sergisi vardı. Zaman cetvediydi galiba adı. Orada da böyle hani birden biri ya tabii ki mimarlık alığından biri için bir mimarlık ofisinin karakterleri yeni daha iyi tanımanın bir aracı ama bir yandan da mimarlık da doğrudan alakası olmayan birinin tesadüf ettiğinde mekanın nasıl kurulduğundan hayalliğin nasıl kurulduğundan bunların nasıl işte birebir ölçekli deniğinden yerlere dönüştüğüne dair bir görgüsü görgü demeyim ona da yani aslında görgü belki de yani bu alanda dahil olmakla hayalliğinde daha fazla şeyin kurulması ve bir şeyler daha iyi anlamasına da kaparılıyor. O yüzden belki öğrencilerin de heyecanlanması

de bu açıklıktan bu iletişim isteğinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum ben. O kapıyı açtığınız zaman, o kapıdan bir sürü insan giriyor ve doluyor ve pek çok ilhamla da çıkıyor ama paylaşmaya niyetli olmak lazım. O açıdan da hani sizin yaptıklarınız o mecra ortamları kurmak da oldukça kıymetli geliyor bana. Offisi de ziyaret etmiş olduğum için o ortamın kendi kucaklayıcılığı misafir perverliğinde gördüm. O da yansıyor galiba size işlere olan ilgiye. Bir belki de tamaldaki şeylerden sorularından bir tane suçu olabilir yani bir imarlık ofisi niye mesela bir sergi yapar ya da niye bir kitap yapar. Aslında benim kitapta da hani kendim minifak yazdığım bölümde ifade etmeye çalıştığım bir bölümü var. O da şu ben dünyaya şöyle bakıyorum. Hepimizde biraz öyle bakıyoruz diye düşünüyorum yani. Beni etkiliyen şeyler var dünyada dünyaya üzerinde bazıları

insanlardan kaynaklanan, bazıları da dünyadan kaynaklanan. Bunları gördüğüm zaman bazı conditionlarda bana benim hayatıma çok iyi geliyorlar. Ne bileyim bunlar hayvanlar da olabilir. Canlılık olabilir mesela İstanbul Boğazi olabilir. Ya da bir insanın bir insana söylediği bir anlattığı yazdığı bir aşk şiiri de olabilir. Epey uzun bir küliyattan bahsediyorum. Bunları böyle arkaya koyunca şöyle bir şiste kapılıyor insan. Yani genellikle hayatlarımız iyi olmayan şeyleri karşılıklı iletişimde paylaşmakla geçiyor. Kimseye mesela ya buguna kadar güzelsin demiyorsun ya da iyi gördüğün iyi bulduğum bir şeyi söylemiyorsun. Ay bu ki şöyle bir şey var. Öğretmek özellikle bir şey yapmak çok büyük bir enerjiye sahip hayatta. Herkesin her zaman yapabildiği bir şey de değil. O yüzden çok şanslıyız. Bu üretimin bir bölümünü görünür kılmanı ben kendine ama

şöyle bir iyiliğini görüyorum. Çünkü başka birisin ürettiğini gördüğümde ürettiği şeyin derinliğini gördüğümde ben de hayatla alakalı yaşamla ilgili bir enerji yaratıyor bu. Bana çok iyi geliyor. Şu olabilir. Başka insanlarda başka teysirleri olabilir. Bende ki çok yüksek bir şeye tekabilediyor bu. Yani Türkiye'de çok iyi bir iş gördüğümde ya da bizim gibi bir coğrafyalarda zor coğrafyalarda çok iyi şeylerin yapıldığını gördüğümde ben çok zor konusiyonlarda yaşıyoruz. Çünkü Türkiye'de zor bir yer yani burası. Bir insanın bazen bir şey ile alakalı bir umuda ihtiyacı oluyor. Yani iyi bir şeyler yapılabiliyor. Neyse o edebiyat olabilir. Sinema olabilir. Bir tiyatroyunu olabilir. Ya da birisi gerçekten bir şey, gerçekten bir şey yapmış olabilir. Ya da bir şey düşünmüş olabilir. Ben o anlamda hani bir çok böyle, böyle hayali bir şey anlatıyormuşum gibi gelebilirsin ama ben iyiliğin çok yayılığa bilecek bir gücü ve potansiyeli olduğunu düşünüyorum.

Şuradan söylemiyorum hani biz çok iyi şeyler yapıyoruz diye söylemiyorum ama bir şey üretiyoruz ve onun bir enerjisi var. Ve onun ofisinin raflarında öylece durmasından samimarlık öğrencileri olabilir. Başkaları olabilir. Temah setmesi ve o temah sonunda o insanlar da bir hayat enerjisini bir miktar arttırması onlarla ilgili ülkeye dair, geleceği dair biraz bir umut oluşturma olasılığını bile tek başında ben çok değerli bir şey olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı yapıyoruz. Ya başka bir sebepten dolayı değil. Ben. Yandanda o üretibin kendi çoğulluğunu ya herkes bu kadar fazla maket yapmıyor, bu kadar fazla çizmiyor. Bütün her şeyin içinde bunu yapmanın da mümkün olduğunu gösterdiği için de bir şey. Yani beni yakın zamanda böyle ilham bana ilham veren. İdiz Demir Ali mesela yani kendi küçük ve ofislerinde o da yani o hep sürekli o fizikseldik içerisinde işte çizerek maket yaparak falan üretiyor.

Dediğin doğurarsın yani o deyolu kurulduğu zaman otur bir sohbet ettiğinde. Gerçekten insanı geçiyor yani yani evet ya ben de yapmalıyım diye besleniyor insan. Cenk şey, ediz bizde bir süre çalıştığı çok aşıklı kabiliyetti. Ben onun ediz gibi pek çok kabiliyetti insan tanıyorum Türkiye'de. Ve mesela ediz gibi bir insanı görmek beni umutlandırıyor. Bana iyi hissettiriyor. Ve şöyle olduğunu da görüyorum. Mimalc Zorbiş, çok da egosantrik bir yandan ya. Herkes kendisinin en iyi şeyi yaptığını bilmek düşünmek istiyor. Harbuki hepimiz aşırı kusurlu canlıları. Yani böyle bir şey mümkün olmadığını da farkındayız. Buna bu iyiliğin bulaşıcılığı üzerinden bakmak konusunda cenk sırar ediyorum yani şöyle sırar ediyorum. Bana şöyle gelen çok insan oldu. Beni en çok mutladan dönüş buydu. Yani bunun bu kadar üretimlerin bu. Dendi tonlarda ve çeşitlikte oluyor olmasını.

Olma potansiyelinde. Ola birliği olduğunu bilmiyordu. Bize mimarlığın okullarda üretildiği gibi icra edilebileceğini. Hatta daha ileriye götürüleceğini gerçekten profesyonel ortamda. Bunu mümkün olduğunu bilmiyordu. Yani bunu eğer çünkü çok özel insanlar değiliz biz. Ben kendimi herhangi birisi gibi görüyorum. Sadece biraz ısrarcı birisi ve meraklayayım. Yani bunu gören insanların daha kendilerinin de çok farklı şeyleri. Başka şekiller de yapabileceğine dair inançlarını bir miktar arttırıyorsa. Bu bence epey yeterli bir sebep olur diye düşünüyorum. Fazlasıyla hidayedeci olduğunu düşünüyorum ben de bunun. Peki şunu da sormak istiyorum. Bu öğrenciler çok sık buluşmalarınız var. Bir de bu kadar yoğun bir iş temfosunda. Bir anlarını pek çok proje aynı anda devam ediyor. Bunun da epeyce yoğun olduğunu tahmin edebiliyorum. Gerek sergilere gelenler, kitapimize günlerinde buluşmalara gelenler sık sık başka.

Başka İstanbul'u şeyler de de öğrencilerle buluşuyorsunuz. İnsanların beklendisi, ilgisi, soruların neler de yoğunlaşıyor? Genelde böyle bir şey oluyor. Bazı, bazı mimarlıkları nasıl üretildiği ilerini tam olarak nasıl diyeyim anlayamıyorlar. Mesela manisa gibi bir şey nasıl yapmış olabiliriz ki. O kadar aşırı anormal gelmeyen bir şey. Çünkü sen içindesiniz sürekli onun içinde akıyor. Ama dışarıdan baktınız ama biraz bir şey geliyor insanlara. Böyle şeyler. Ne bileyim, ahşap yapılar yapmak. Ofisinküliği hatına daha çok böyle kültür müzeve işte kamusal alan gibi şeylerin üzerinde olması. Böyle çalışarak hayatımızı hala kimseye muhtaç olmadan sürdürüle bir sürdürüle biliyor olabiliyor olmamız gibi konular. En önemse de kahvaba ben hani onu görüyorum gençlerde. Bu giderek bunun tonu artıyor.

Çok da hem üzülüyorum. Hem de biraz da çaresi hissediyorum kendimi. Ya ne yapacağız biz diyorlar. Yani çünkü şeyi gibi görünüyor ya dışarıdan. Yani sanki sen orada duruyorsun ve ne yapacağını gerçekten söyleyebilecek bir bütün bu şeye evrenen bir hakimiyetim varmış görünüyor. Al bir kişi öyle bir şey değil yani. Benim kendime enerji ancak yetiyor hatta yetmiyor. Dolayısıyla o sorulara cevap vermekte ben çok zorlanıyorum. Ne yapacağız biz sorusu. Böyle benim şey yapıyor her öğrenci buluşmasında gittiğimde. Ya bu soru gelecek ve ben şimdi ne diyeceğim. Çünkü çaresiz bir dünya yani hakikaten. Onunla tabii ki her birisine söyleyecek bir şey var ama tanımadığı insanlara hayat derse verecek kadar da hani kendimi kaybetmediğim için. Daha genelik şeyler söyleyerek geçiştirmiyorum ama yani bir umarım bir çaresini bulurlar genç arkadaşa. Herhalde en büyük konu daha meraklı olmak ve kendini olabilecek en iyi

potansiyedinin en iyi noktasına taşımaya çalışmak gibi böyle genelik şeyler söylüyorum. Bütün bir yaptığınız sergiler buluşmalar, kitaplar başka toplantılar da aslında biraz böyle bunun bir cevabı olmayan bu sorunun da arayışları ya da bir araya gelip konuşma paylaşma alanları gibi belki düşünmemiz gerekiyor. Ben bu umuldu vermeye paylaşma bir araya gelme vesilesi olarak da çok çok değerli buluyorum yaptıklarınızı ve tebrik ediyorum ellerinize salaklıyorum ve teşekkür ediyorum. Sevgili Cenk eklemek istediğin bir şey var mı? Sonuna geliyoruz sürenin. Yok vallahi emeklere sağlık. Daha çok konuşmak için selçü tekrar bekliyoruz. Evet yani ben şunu. Evet şunu eklemeliyim. Borda Manisa Manisa dedik dinleyicilerimiz biliyorlardır ama ben açıklayayım. Manisa kurtuluş müzesi son projelerinizden tuvala ile yapılan ve oldukça şaşırtıcı proje başlı başına bir programda konuşulmayı hak ediyor. Önümüzdeki Sevgili Banu Uçan yazmış olduğu yalın şeyler kitabı, yalın mimarlığın, yirmi yıllık

tarihine bakan bunu ayrı programda zaten konuşalım. Demiştik belki böyle kitap özlediğinde de bunlara gireceğimiz yeni söyleşiler yaparız. Evet yani kitap önümüzde duruyor. Yani kitap tek başında tabii bir konu olabiliriz. Evet. Ve hani bunu Banu'nun özellikle Banu Uçan Sevgili Banu Uçan nasıl yazdığı da tek başına bence çok ilginç bir hikaye diye düşünüyorum. Bu konuşma biraz daha başka bu analok işte sergi neler nasıl üretiliyor gibi bir eksende hareketi çok da keyifli bir konuşmaydı davet için. Her ikinizde de çok teşekkür ediyorum açık. Radyo çok yaşasın. Biz çok teşekkür ederiz. Konu çok olunca bence gelecek programlarda konuşmaya devam edelim. Manisa müzesini dinlemek isteyen kitabı dinlemek isteyen çok var. Sevgili Banu Uçan'da selamlar ellerine sağlık. Sevgili Okanbala'da selamlar yalın şeylerin bir yarısı olarak onunla eline sağlık diyorum. Ömer Sabih çıkmaz da birlikteydik bugün. Kendisinin son dönemde yalın şeyler olarak sergilerden kitaplara projelere çizimleri uzanan dünyasına biraz girmiş olduk.

İyi ki geldin. Çok teşekkür ederiz. En teşekkür ederim. Açık mimarlı dinlediğiniz saftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.

More episodes

More from Açık Mimarlık

View all episodes →